Makaleler

Beynimizi Genç Tutmanın Yolları

Günlük hayatımızda algımızı düşüncemizi davranışlarımızı belirleyen en temel organ beynimizdir. Vücudumuzdaki tüm organları orkestra, beynimizi ise orkestra şefi olarak tanımlayabiliriz. Bu yazımda sizlere beyni genç tutmanın yollarını anlatacağım. İlerleyen yaşlarda bugünkü tavsiyeler işinize yarayacaktır. Haydi, başlayalım gençlik tünelinde yürümeye;
 
Serbest radikaller bedeninizin diğer yerlerinde olduğu gibi beyninizdeki hücrelere de saldırır ve tahribat oluşturur. Her gün bir avuç orman meyvesi ihtiyacınız olan cephaneyi sağlayabilir. Mavi yabanmersini bunun mükemmel bir örneğidir. Ancak ülkemizde kuru yabanmersini daha kolay temin edilebilir olduğundan onu da önerebilirim ancak koyu olanlarında şeker oranı daha düşüktür o yüzden alırken mutlaka tadına bakıp şeker oranını kontrol etmenizi öneririm. Antioksidan içeriği küçük tanelerde daha çoktur. Çünkü antioksidanlar daha çok kabukta bulunur. Araştırmalar yabanmersininin kötü kolesterolü düşürebileceğini ve bazı kanser türü risklerini de azaltabileceğini keşfetti. İdrar yolları enfeksiyonlarını bile önleyebilirler. Ancak beyin ve zihni genç tutmadaki olası rolleri en heyecan verici taraflarıdır.
Taze yabanmersinlerinin koyu mavi rengi serbest radikallerle savaşan güçlü bir antioksidan olan antosiyanin pigmentinden gelir. Sadece yarım kase yaban mersini, beş porsiyon bezelye, brokoli, havuç ya da elmadakine denk antioksidan içerir.
Beyin hücreleri ölür, ama sürekli yenileri üretilir ve yaşam boyu bu hücreler arasında yeni bağlantılar kurulur. Yetişkinlerde beyin her on yılda yüzde 2 küçülür ama bu işini eskisi gibi yapamayacağı anlamına gelmez. Daha önemlisi, araştırmalar yeni yeni beyin hücrelerinin seksen yaşından sonra bile üretildiğini gösteriyor. Bedendeki tüm dokular gibi beynin de istenmeyen istilacılara karşı savunma sistemi vardır. Buna enflamasyon denilir. Beyindeki enflamasyonu hissetmeyiz çünkü orada ağrı algılayıcılar yoktur. Alerjiler, toksinler, stres hatta esansiyel besin öğelerinden yoksun beslenme beyinde enflamasyona neden olabilir. İşte bunu önlemek sizin elinizdedir. onlarca yıldır toplanan bulgular meyve ve sebze yiyerek hasar ve yaşlanma eğiliminin yavaşlatılabileceğini gösteriyor. Özellikle orman meyveleri polifenol adı verilen ve iki şekilde beyindeki beslenmeyle mücadele eden maddelerden bol miktarda içerir. Ayrıca, kırmızı şarap, çay ve bitter çikolata da iyi birer polifenol kaynağıdır. Bu bileşiklerin kalp hastalığı kansere karşı korumaya yardımcı olduğuna dair birçok bulgu var. Not olarak belirtmek istediğim şey bunlarında bir kalorisi olduğu gerçeğini unutmadan ( çikolata ve kırmızı şarap) sınırlı miktarda tüketilmesi gerektiğidir.
Her gün 5 porsiyon sebze meyve tüketin bunlarında bir porsiyonu mutlaka orman meyvesi olsun. Orman meyvesi için porsiyon miktarı 2-3 tepeleme yemek kaşığı kadardır. Bunun dışında antioksidan kaynaları olarak; elma, böğürtlen, yabanmersini, kiraz, kırmızı erik, ahududu, çilek en iyi kaynaklardır. Çok iyi kaynakları; kayısı, kırmızı ya da yeşil üzüm portakal kırmızı greyfurt, şeftali armut ve mandalinadır. İyi kaynakları ise; muz, kivi, mango nektarindir.
Gerçekten orman meyveleri ile diğer sebze ve meyveler daha uzun süre genç zihinlere sahip olmamızı sağlıyor gibi görünüyor. Dengeli çeşitli ve ölçülü beslenmek ruh, beden ve beyin sağlığı için oldukça önemlidir. Mutlu yıllar

3s'li Yaşam Hareketi

3S’Lİ YAŞAM HAREKETİ
Günümüzde hepimiz bir formülün peşinden gidiyoruz. Bazen farkında olarak bazense hiç farkına varmadan. Kimimiz diyet listelerinde kalori formüllerini ezberleyip her yiyeceği yedikten sonra toplama çıkarma yapıp hayatı kendine dar eder, kimi her gün tartıya çıkıp sonucu geçen haftakilerle karşılaştırıp kısa bir muhakemeden geçirir. Kimisi de vücut ve güzelleşme uğruna ödediği bedelleri kafasında toplar çarpar böler… Ancak çoğunlukla geriye koca bir sıfır kalır çünkü kısa bir süre sonra başladığı noktaya geri dönerler, hem yorulmuşlardır, hem de inançlarını yitirmiş haldedirler. Bu yazımda zayıflama veya kilo alma programlarında göz ardı edilen şeylerden bahsedeceğim. Şimdi içimizdeki koca S’ler toplandı ve bizi duyun artık diyor. Haydi onlara kulak verelim.


BİRİNCİ S: SEVGİ
Artık bu kelimeyi oldukça klişe bir hale getirdik. Her taşın altından Sevgi çıkıyor. Sonra bakıp sevgi mi o içimizde diyip hafif alaycı bir dille geçiyoruz bir köşeye. Farkına varmadan, hissetmeden, özümsemeden devam ediyoruz yola. Peki, zayıflama ile sevginin ne alakası var diyebilirsiniz, ben de size çok alakası var deyip söze devam ediyorum. Birçoğumuzun kilo problemi, farkında olmadığınız bilinçaltı kayıtları, olumsuz bir iç dünya sonucunda içinden çıkılamaz bir hal alır. Bu da negatif inançlara neden olur. Her şeyden önce bedenimizi sevmemiz ona saygı göstermemiz, önemseyip, değer vermemiz gereklidir hatta şarttır. Eğer siz kendinizi sağlıklı bir görünüme değer bulmazsanız siz asla zayıflayamazsınız. Zayıflasanız da eski inanç sistemi, üstün bir egoyla çalışarak sizi eski halinize dönüştürecektir. İşte o negatif egoyu içimizdeki sevgiyle susturacağız. Vücudumuzun her zerresini, her organını ayrı ayrı düşünüp önemseyip seni seviyorum demeyi bileceksiniz. Bunu bir deneyin kendinize seni seviyorum demek biraz tuhaf gelebilir. Ancak vücudunuzdaki milyonlarca hücreyi aydınlatacak ve sağlıklı yaşam döngüsünü başlatacak o sihirli iki kelime işte bu: SENİ SEVİYORUM!


İKİNCİ S: SABIR
Sabır çok büyük bir erdemdir. Hayatımızdaki en büyük sınavlarımızı bu erdem sayesinde ya veririz ya da sınıfta kalırız. En büyük ödüller ve mutluluk verici olaylar da büyük sabır göstermemiz gereken süreçlerden sonra bize verilir. Doğanın kanunu budur. Ektiğiniz mamulü toplamanız için bazen aylar bazen yıllar gerekebilir. Ancak bu serüven hayatta bize hem çok şey öğretir hem de yaşamın en büyük gayesidir. Uğruna emek verdiğimiz, sabrettiğimiz eylemler zamanı gelince bize sırrı anlatarak, kulağımıza güzellikleri fısıldar. Peki, ben bunları neden mi anlattım? Beslenme konusunu güzel bir yere bağlamak için. Size iki hasta tipinden bahsetmek isterim: Birincisi hayatta sürekli bir şeylere acelesi olup anında bir şeye sahip olmak isteyip bedel ödemek istemeyenlerdir. İkinci tipteki insanlar da, benim hiçbir acelem yok yavaş olsun sağlam olsun deyip, her şeyin farkında, ödeyeceği bedelin sadece para olmadığını bilenlerdir. Öyle ki güzel bir sonuç istiyorsanız yüksek ve pozitif bir enerji frekansında olmanız gerekir bu da yavaş yavaş çıkılacak bir yerdir. Yani içinizdeki korkularla, kıskançlıklarla, inançsızlıklarla veya huzursuzluklarla yüzleşmeniz gereken ruhsal bir serüvendir. Bu bedeli ödemeye hazır olan herkes azmederek ve sabır göstererek istediği kiloya koşulsuz ulaşır. Bunun için önce beyninizi sonra da ruhunuzu eğitmeniz gerekir. Mevlana’nın güzel bir sözü vardır. Kalp ile Tanrı arasındaki tek engel aklımızdır der. Bende diyorum ki bedenimizle sağlık arasındaki tek engel iç dünyanızdaki korkularınız ve çözmek zorunda olduğunuz problemlerinizdir. Zayıflarken veya kilo alırken lütfen mucizeler beklemeyin. Kalıcı olan ve değerli olan şeyler yavaş ilerleyen yollardır. Diğerleri aynen mevsimler gibi başa dönmeye mahkûmdurlar.


ÜÇÜNCÜ S: SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
Sanki 60 yaşında her şeyi görmüş geçirmiş biri gibi konuşmak istemem ancak zamanımızda hepimiz her şeyi çabucak tüketip farklı arayışlara giriyoruz. Bu da bizi günden güne mutsuzlaştırıp, beklentisisizlik durumuna düşürüyor. Bizler hiçbir şeyi sürdüremez hale geldik; evlilikler kısa sürüyor, işlerden çabucak sıkılıyoruz, gittiğimiz cafeler restoranlar bizi sıkıyor yenilerini istiyoruz, tv programları sıkıyor, saç şeklimiz, arabamız, kıyafetlerimiz ve tabiî ki DİYETLERİMİZ. Sonuncuyu söylerken büyük bir vurguyla söylediğimi varsayın lütfen. Belki de bugünlerdeki en büyük sıkıntımız ne devlet meseleleri ne küresel ısınma sadece KİLOLARIMIZ VE SIKILDIĞIMIZ DİYET LİSTELERİ. Buna bir çözüm bulmak şart öyleyse. Biz her şeyden neden bu kadar çabuk sıkılıyoruz dersiniz? Ben söyliyeyim içimizde kocaman bir boşluk var yiyeceklerle ve diğer maddesel şeylerle dolduramadığımız. Yine 2. S’e giriyor bu madde üzerinde dikkatlice duralım. Sürdürülebilir liste ne demek peki? Ben size desem ki 1 haftada tüm Avrupa’yı bisikletle turlayabilirim. Siz bana yok artık saçmalama dersiniz değil mi? İşte bende bazı diyet listelerini görünce aynı tepkiyi veriyorum. Öncelikle bir liste o kişinin yaşam tarzına, ruhuna, hastalık durumuna, memleketine ve alışkanlıklarına uygun olmalıdır. Sen tutup bir Antepliyi sürekli salata ye diyerek zayıflatırsan o kişinin hem diyetisyene hem de diyete bakış açısını zedelemiş oluruz. Bunun gibi yüzlerce örnek verebilirim. Yani sevdiğiniz şeyleri yiyerek (tabi uzmanınızın uygun gördüğü miktarda), kendinizi kasmadan aç kalmadan zayıflamanız kesinlikle mümkündür. Eğer olmuyorsa ya altta yatan fizyolojik rahatsızlık ya da bu saydığım formülde eksik tuttuğunuz bir madde vardır. Başladığınız programda süreklilik ve kalıcı kilolar her şeyden daha önemlidir.
 
Severek, sabırla harika bir program sürdürebilirsiniz. Yeter ki beslenme koçunuzu ve yola çıkarken yanınızdaki araçları doğru belirleyebilin. Güzel günler diliyorum.

Yiyeceklerin Sihirli Dili

YİYECEKLERİN SİHİRLİ DİLİ
Yine yepyeni koca bir yıl serildi önümüze, kimbilir bu yıl ne güzellikler, kahkahalar, başarılar, aşklar ve şaşkınlıklar yaşatacak 2012. Geçtiğimiz yılın ise hepimiz için oldukça zorlu bir yıl olduğunu söyleyebiliriz; bu yıl hem ülkemiz hem de dünyamız için büyük acıların yaşandığı buhranlı bir yıl oldu. Dengelerin değiştiği, düzenin sarsıldığı tam bir yenilenme yılı. Ancak biz yola devam edenler üzerimizden tozları silkip 2012 için yeni umutları kucaklamalıyız. Tüm bunlar yaşanırken tıp dünyasında da olumlu gelişmeler yaşandı. Gerek beslenme ile ilgili gerekse kanser, obezite ve kalp hastalıkları konusunda tedavi yöntemleriyle ilgili büyük adımlar atıldı. Ancak ne yazık ki obezitenin önüne geçilemedi. Günden güne artan sayıları ve yaşanan sağlık sorunlarıyla yine gündemin en başında olmaya aday konular olmayı başardılar.
Öncelikle önünüze bir defter alın ve geçen yıl yaptığınız ve size zarar veren şeyleri yazın. Örneğin; sigara içmek, aşırı alkol tüketmek, aşırı fastfood tüketimi, beslenme düzeninize uymamak, sizi üzen insanlarla vakit geçirmek, sevmediğiniz bir işte çalışmak.…vs. listeyi uzatabiliriz. Her şeyden önce sizi aşağı çeken duygularla yüzleşerek bu yeni yılda yeni kararlar alıp yola temiz bir sayfayla devam etmek sizin için çok daha verimli olacaktır. Bakıldığında fazla kilolu bireylerde yeme eğilimi genellikle psikolojik olma eğilimi göstermektedir. Bundan dolayı yeni yıl için bir beslenme planı hazırlamadan önce sizi duygusal tortularınızdan kurtarıp format atılmış bir bedenle işe başlamamız gerekecektir.
Yeni yıla bir kala sizlere besinlerde saklı bazı duygusal sihirlerden bahsedeceğim. Sihir diyorum çünkü tükettikten sonra vücutta bazı kimyasalları harekete geçirerek beyinde dalga boyutunu değiştirerek psikolojik durumumuz üzerinde ciddi bir olumlu etki gösterme özellikleri olduğu için. Bunların ne olduğunu merak ediyorsunuz değil mi? Deriz ya bir dili olsa da konuşsa işte şimdi sizlere yiyeceklerin dili ruhu olacağım ve onların anlatmak istediklerini ve aslında sizi ne kadar da çok önemsediklerini anlatacağım. Düşünsenize evrendeki her şey aslında sizin daha sağlıklı ve mutlu olmanız için seferber olmuş durumda ancak gözümüze inen o gri perde her şeyi bulanıklaştırıp görmemizi engelliyor. Bu yazıdan sonra birçok şeyin FARKINDA olarak besinsel ve bütünsel FARKINDALIK durumunuzu arttıracağız. Başlayalım besinlerin dili olmaya, perde açılsın:
 
 
DUYGULARI HAREKETE GEÇİREN BESİNLER


MAGNEZYUM
Vücudumuzdaki her hücrenin gerek duyduğu bir mineral olan magnezyum, anti-stres minerali olarak da alınmaktadır. Sakinleştirici, kasların gerilip gevşemesine yardımcı, kemik yapısının korunmasına etkilidir. Magnezyum dengeli bir beslenme içinde doğal olarak sağlanabilir. Magnezyumdan zengin besinler; kuru baklagiller, fındık, fıstık, badem, muz, kakao, patates, bitkisel yağlar, bal kabağı, susam ve maden sularıdır.
 
OMEGA 3 EN İYİ PSİKOLOG
Ceviz antioksidan özelliği oldukça yüksektir. Son yıllarda yapılan çalışmalar özellikle omega 3 içeriği yüksek besinlerin depresyona iyi geldiği ve psikolojik gerginliği önlediğini göstermişlerdir. Ceviz de omega 3 açısından oldukça yüksek bir besindir. Keyifle tüketimini öneriyorum ancak tabiî ki miktarı oldukça önemli sonuçta o da bir yağJ Bunun yanında somon ve sardalya da omega 3’ün en iyi kaynaklarından bu özellikleriyle serotonin denilen halk arasında mutluluk hormonu olarak tanımladığımız hormonun salgılanmasını arttırmaktadırlar.


YABANMERSİNİ
Fareler üzerindeki deneyler, tatlı yabanmersininin, hafıza ve motor yetenekleri artırdığını ve beynin yaşlanmasını yavaşlattığını gösteriyor. Yabanmersininin aynı zamanda tansiyon üzerinde olumlu etkisi olduğu belirtiliyor.
 
KETEN TOHUMU
ALA denen sağlıklı yağlardan zengin keten tohumu duyusal faaliyetlerin şekillenmesinde etkin içeriği ile kişilerin kendilerini daha iyi hissetmeleri, tatmin duygusu için önemlidir. Yeterli alım sağlayabilmek için salata, yoğurt, sütlerinize ekleyebilirsiniz.
 
NANE ÇAYI
Nane mideyi sakinleştiren bir çay olarak bilinse de aroması konsantrasyon güvü ve hafıza performansı üzerine de çok başarılıdır. Özellikle uzun yol giden şoförler ve beyin yorgunluğu yaşayanlar için hem sakinlik hem de uyku hali basmasının önüne geçmektedir.
 
ROKA, ISPANAK ve HİNDİ
Mutluluk hormonları salgılanmasında yardımcı B vitaminlerinden zengin yeşil yapraklı sebzeler roka, tere,ıspanak kendinizi iyi hissettirecek mutluluk veren besinlerdir. Ayrıca sinir iletiminde görevli olan B grubu vitaminlerinin eksikliğinde, gerginlik, aşırı sinirlilik durumu, halsizlik ve unutkanlık gibi etkiler görülerek depresyona eğilim artar. Hindi eti, içeriğindeki mutluluk hormonlarını artırma gücüne sahip düşük yağlı protein ile ruhunuza ve midenize iyi gelecektir.
 
İSTİRİDYE
Yakın bir süre önce istiridyede daspartik asit ve NMDA adlı kimyasallar bulunduğu keşfedildi. Bunlar beyine etki eder ve bedenin başka bir yerinde cinsiyet hormonları östrojen ve testosteron salınımını teşvik ederler. Bu kaygan deniz yaratıkları erkeklerin üreme gücünü korumada önemli olan çinko da içerir.
 
….Ve ÇİKOLATA
Genellikle afrodizyak olduğu düşünülür. Sadece yağlı, kremsi ve ağızda eriyen dokusundan ve tatlı olmasından değil, beyin üzerinde etkisi olan bir kimyasal kokteyl içermesinden dolayıda bu üne sahiptir. Çikolata, triptofan ve seretonin üretimi yapan bir aminoasit içerir. Ancak çikolatada en merak uyandıran madde anandamid’dir. İsmini Sanskritçe “mutluluk”tan alır. Bu madde bir nörotransmitterdir (beyin hücreleri arasındaki iletişimde rol alan bir kimyasal). Çikolatanın bu uyarıcı etkisinin bu kmyasallardan kaynaklandığı düşünülebilir. Her ne olursa olsun yüksek oranda kakao içeren bitter çikolata tüketimi hem kan dolaşımı ve kalbe yarar sağlayacaktır hem de size anlıkta olsa mutluluk verecektir. Aman ha miktara dikkat!
 
Okuduk öğrendik belkide şaşırdık ama şunu öğrendik ki sağlıklı ve dengeli beslenmek için sevdiğiniz gıdalardan mahrum kalarak dünya ile bağlantınızı kopartmanız gerekmiyor. Her besinin kendi içinde bir sihri ve işlevi var. Bu yıl kendi bedeninizde ve ruhunuzda unutmuş olduğunuz yerleri yeniden keşfederek ve onlara özen göstererek mucizeler yaratın. Mutlu yıllarJ

Yazı Özlüyorum..

Herkese merhaba. Kısa bir kış tatili yapıyorum ama mutfaktan da geri durmuyoryum.
Soğuk havalar gelir gelmez sıcağa olan özlemim gittikçe artıyor. Sadece sıcağı değil güneşin harika meyve ve sebzelerini ve bilimum nimetlerinide özlüyorum.
Geçen akşam buzluğu karıştırıken yaz vişnelerini görünce sevinçten çığlık atacaktım.
Hadi bir şey yapalım diye ayaklandık. Vişne sosu yapalım sabah kahvaltısında keyfini süreriz derken. Evdekilerle tatlı krizinin eşiğine geldik.
 
Onu mu yapalım yoksa bunu mu yapalım derken (tabii bu arada yeğen ve küçük kızlar tatlı isyanı halindeler) ben her zamanki gibi çekilin “aklıma bir şey geldi” dedim ve çalışmalar başladı. Bir dolapdan diğerine koşuştururken ondan da koyalım biraz da bundan hııım bu da çok yakışır derken ortaya resmini çekmeye fırsat kalmayan vişne soslu pancake pastası çıktı.
Sosumuzu yaparken içine şeker koyduğumuz için hafif olması adına pancakelerde şeker kullanmadım isteyen yarım çay bardağı şeker ilave edebilir. Böyle çoğul konuşuyorum zira vişne sosu sevgili ablama ait.
 
Tariflerle oynamayı ve birazda hızlıca bir şeyler çıkartmayı seviyorum. Tarif?? Evet tarifi sitenin tarifler bölümünde bulabilirsiniz. İsteyen olursa bu tarifi daha da farklılaştırıp çikolata parçacıklı pancakeler ile dondurmalı pasta haline de dönüştürebilir.
 
Birde aklımdayken söyleyeyim pancake tarifini değiştirerek kullandım burda. Klasik pancake yapanlar için aklınızın bir kenarında dursun diye söyleyeyim kullanacağınız beyaz unu zenginleştirmek için, karışımın içine buğdayın özü olan çok da faydalı ruşeym eklemek mümkün.
 
Ben pancakelerimin keyfini yanında flitre kahve ve dondurma ile sürerken geri kalan ev ahalisi ıhlamurlarını yudumladılar. Mis gibi ıhlamur kokusuda aklıma ıhlamurlu sakız tatlısı yapsam diye çağrışımları taşımayı da ihmal etmedi. Bir sonraki tarif bu olabilir mesela.  Şimdilik hepinize kolay gelsin görüşürüz.

Neden Kilo Veremiyorum?

Ekonomik kriz, siyasi çalkantılar, küresel ısınma, türlerin yok olması gibi sorunlar bir yana bugünlerde çoğumuzun kafasını kurcalayan hatta yatıp kalkıp düşündüğü konuların başında yer alan sorulardan bir taneside “Ben neden kilo veremiyorum?”.  Bu konu çoğumuzun gün içindeki motivasyonunu yakından etkilemektedir. İşe odaklanamama veya sosyal hayattan kendini izole etme gibi bazı sıkıntılarla karşı karşıya getiren en önemli sorunlardan biride diyet meselesidir. Mesele o kadar büyüktür ki artık ne yediklerimizden keyif alabiliyoruz, ne de sosyal hayatta kendimiz gibi davranabiliyoruz. Bu kadar da büyük bir sorun mu demeyin, vücut imajınız ve görünümünüz psikolojinizi sandığınızdan daha çok etkilemektedir. Bu yazıda sizlere çoğunun aklına gelmeyen belki gelipte üstünü örtüğü başlıklardan bahsedeceğim. Sıralayacağım listedeki cevaplarınız sizin neden kilo veremediğinizin açık bir cevabı olacaktır;


Herşeyi tam olarak yazıyor musunuz?
Haftada bir tartılıyor musunuz?
Uzmanlar eşliğinde haftalık görüşmelere katılıyor musunuz??
Yeme alışkanlıklarınız günden güne negatif yönde değişiyor mu?
Yemekler ve ara öğünleri tüketiyor musunuz?
Öğün atlıyor musunuz?
Uzun süreli açlıklar oluyor mu?
Öğünler dışında atıştırmalar oluyor mu?
Gün içinde fazla yeme ihtiyacı duyduğunuz zamanlar oluyor mu?
Porsiyonlarınız büyük mü?
2. tabağı alıyor musunuz?
Her zaman tabağınızdakileri tam olarak yer misiniz?
Herhangi bir yiyecekten uzak durmaya çalışır mısınız?
Hızlı yemek yiyen birisi misiniz?
Mutfak veya yemek odası dışında bir yerde yemek yer misniz?
Tv izlerken yemek yer misiniz?
Yemeği doğrudan paketten veya kabından mı yersiniz?
Kilo kaybetme konusunda motivasyonunuz var mı?
Strese bağlı yemek yeme alışkanlığı gösteriyor musunuz?
Sıkıldığınızda yemeye eğilimli misiniz?
Kilo verme konusunda başka engelleriniz olduğunu düşünüyor musunuz?


Saydığımız tüm bu sorular sizin kilo kaybınızda büyük bir sorun teşkil ediyor olabilir. Bunları olumlu ve pozitif davranışlarla değiştirmek ve kendinize inanarak bu işe başlamak sizleri ummadığınız bir  başarıya götürecektir. Beslenme konusundaki farkındalıklarımızı artırarak ve diyete öncelikle kendimizdeki yanlışları düzelterek başlamak hem programınızın başarılı olması hem de sizin bu konuda sürdürülebilir kalıcı kilo kaybetmeniz konusunda yardımcı olacaktır.

"Demirhindi" Farklı Bir Pencere

Bu hafta sizlerle geçtiğim hafta İstinye Park pazarında denediğim bir bitkiden söz etmek istiyorum.yeni keşfetmiş olduğum bu bitkinin ismi, “demirhindi”. Demirhindi şerbeti hem çok leziz hem de bağırsaklar için oldukça yararlı. Karanfil ve pekmezle yapılmakta kabızlık ve hazımsızlık probleminde etkili olmaktadır.
Demirhindi Afrika kökenli olmakla birlikte öteden beri bütün tropikal ülkelerde, özellikle de Hindistan ve Mısır'da yetiştirilen ağaç türü.
Demirhindi, 20-25 m boyunda büyük bir ağaçtır. Çiçekleri, dalların ucunda sarı ya da kırmızımsı salkımlar halinde bulunur. Yaprakları yem olarak kullanıldığı gibi kaynatılarak içilen suyu solucan düşürücü olarak da kullanılır. Meyveleri yenebilir ve iç yumuşatıcıdır; ayrıca reçel ve içit yapımında da yararlanabilir.
Kullanımı
Demirhindi ağacının olgunlaşmış meyveleri baharat olarak kullanılır. Tadı ekşi olan bu baharat çok besleyicidir. Birçok yemeğe, salatalara, çorbalara, turşulara katılır. Üzerine toz şeker serpiştirilerek çiğ olarak da tüketilebilir. Ayrıca içki üretiminde, reçel ve şerbet yapımında da kullanılır.
Demirhindi meyvesinin müshil ve iç yumuşatıcı bir etkisi vardır. Tahriş edici olmadığından tehlikesizce ve kolaylıkla kullanılabilir. 20 - 60 gramı müshil etkisi gösterir. Afrika mutfağında yaygın olarak kullanılmakla birlikte bugün Hint Asya ve Latin Amerika mutfağında da yemeklere verdiği ekşi tadı ve koyu rengi ile yer almaktadır.

Nar Sen Neymişsin

Çarşıdan aldım bir tane eve geldim birde baktım bin tane… Acaba nedir bu meyve? Evet evet doğru söylediniz; “NAR”. Bu ayki yazımızda sizlere narın bilinmeyen diyarını anlatacağız. Kırmızının derinliklerinde vitamin deposu narın iç dünyası nasıl dersiniz? Buyurun bakalım:
Ortaçağ mistik inanışına göre bütün meyve ve sebzelerin insan ruhunu aşağıya çeken veya yükselten, yani olumsuz duyguları arttıran veya onlardan arındıran etkileri vardır. Nar bu ikinci sınıfa giriyor. Eski dönemlerde benliği öfkeden, hırstan, kıskançlıktan ve nefretten uzaklaştırarak, ruhu hafiflettiğine inanılırdı. Nar, Punica granatum, tahmin edilen anavatanı Batı Asya’da, Hazer Denizinin güneyinde ve İran’ın kuzeyinde, Azerbeycan ve Kafkasya’da doğal olarak yetişmektedir. Akdeniz’in tarihinde erken çağlardan beri varolmuş, hem şifalı, hem de tılsımlı özellikleriyle nara çok değer verilmiştir. Nar Mısır’da kutsal meyve olarak yetiştirilmekteydi. M.Ö. 1547’de yapılmış mezar duvar resimlerinde görülen nar, Mısır’ın gündelik hayatında bol tüketilir, nar şerbetleri içilirdi. Dünyadaki en eski meyve bugün Berlin’deki Mısır Müzesinde, ölü hediyeleri arasında bulunan IV. Ramses (M.Ö. 1167–1148) devrine ait bir kuru nardır. 13. yy.’daEndülüs’te Araplar on farklı çeşit nar yetiştirmekteydi. Osmanlılar zamanında sadece tatlı ve ekşi türler değil, ayrıca beyaz kabuklu, tatlı, pembe taneli beyaz nar; koyu erguvan kabuklu, tatlı, pembe taneli beyaz nar; Sakız adasından, küçük çekirdekleri ve yuvarlak meyvelerinden dolayı çok makbul, sakız narı; küçük ekşi taneleri olan ve enfes şarabı yapılan çerebani en yaygın olanları arasındadır. Anadolu’da en iri narlar Maraş yöresinden gelir ve Osmanlı İmparatorluğunun çeşitli yerlerine pek değerli hediyeler olarak gönderilirmiş. Van Gölü’ndeki Aktamar Kilisesi’nin narları her devirde nam salmıştır. Hem görüntüsü, hem lezzeti, hem de yüksek besleyici özellikleriyle eşsiz olan narı daha çok tüketmeye özen göstermeliyiz. Mutluluklarınızın da nar meyvesinin bilmecesindeki gibi artmasını diliyoruz…

Mutluluğu Mu, Mutluluğa Mı Neden Arıyorsunuz?

1.    Günlük hayatta o kadar basit sebeplerle kendimizi mutsuz ve demotive edebiliyoruz ki yaşamda bizi mutlu eden nedenleri unutuveriyoruz. Evet bu nedenler kimi zamanlar çok önemsiz gibi gelse de hiçbir şeyle değişmeyecek değerdedir. Bunlar ne mi gelin beraber hatırlar
2.     HERŞEYDEN ÖNCE HALA HAYATTAYIM!YAŞAMIN GÜZELLİKLERİNİ GÖREBİLİYORUM
3.     YAŞAMIN GÜZELLİKLERİNİ GÖREBİLİYORUM
4.     ESEN RÜZGÂRI TÜM VÜCUDUMDA HİSSEDİYORUM 
5.     EN LEZZETLİ YİYECEKLERİ TADIYORUM
6.     KOCAMAN KIZ OLMAMA RAĞMEN BABMIN KUCAĞINDA HALA 5 YAŞINDAKİ KADAR MUTLUYUM
7.     DOSTLARIM YANIMDA
8.     BENİ ÇOK SEVEN BİR AİLEM VAR
9.     SEVİYORUM VE SEVİLİYORUM
10.   ŞİŞMANIM AMA AŞIĞIM
11.   ZAYIFIM AMA KAHKAHALAR DOYURUYOR BENİ
12.   ŞARKI SÖYLÜYORUM
13.   KÖPEĞİM DÜNYANIN EN GÜZELİ
14.   BUGÜN BİR ÇOCUĞUM OLDU

15.   EVLENİYORUM!
16.   KENDİ EVİMİ DEKORE EDİYORUM
17.   SOKAKTAKİ YAŞLI TEYZE BANA GÜLÜMSEDİ
18.   KARŞIDAN KARŞIYA GEÇERKEN TONTON BİR DEDEYE YARDIM ETTİM
19.   BUGÜN HAYALLERİMİ GERÇEKLEŞTİRİYORUM
20.   HALA HAYAL EDEBİLİYORUM
21.   HERŞEYE RAĞMEN KOMİK BİRŞEYLER OLUYOR
22.   SAHNEDE HARİKALAR YARATTIM
23.   GÜZİN ABLAYIM DERT BABASI OLDUM
24.   İSTANBULU İZLİYORUM GÖZLERİM AÇIK
25.   MARTI SESLERİNİ DUYUYORUM
26.   SICACIK BİR ÇAY İÇTİM
27.   KOCA BİR PAKET ÇİKOLATA YEDİM
28.   ÇOK YAKIŞIKLI BİR ADAM GEÇTİ AZ ÖNCE ÖNÜMDEN
29.   DÜNYANIN EN GÜZEL KADINI BENİMLE
30.   ARKADAŞLARIMLA PLAYSTATION OYNUYORUZ BU AKŞAM
31.   ANNEM SICACIK BİR KURABİYE YAPMIŞ
32.   RADYODA EN SEVDİĞİM ŞARKI ÇALIYOR
33.   PATRONUM TEBRİK ETTİ ÇALIŞMAMDAN DOLAYI
34.   HAYAT BANA RAĞMEN DEĞİL BENİMLE AKIYOR
35.   GÜNEŞ HEPİMİZİ KAVURUYOR AMA EN AZINDAN HALA ORADA
36.   YILDIZLARA ÇOK YAKINIM
37.   PROJELERİM VAR HİÇ BİRİ GERÇEK OLMAMIŞ OLSADA
38.   DUVARLARIMI KENDİM BOYUYORUM
39.   ÖNYARGILARIM YOK
40.   KABUL EDİYORUM!
41.   BEN VARIM!
42.   TANRI ÇOK YAKINIMDA
43.   YAŞAMIMI BEN YARATIYORUM
 
Bu  Okuduklarınızdan sonra yüzünüzde ufakta olsa bir tebessüm yaratabildiysek mutluluğunuza bir nebzede olsa neden olabilmişizdir. Bol kahkahalı günler diliyoruz.....

Ne Yediğinizdir, Aynada Gördüğünüz Yansıma

Brillet Savarin bir özdeyişinde “Bana ne yediğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” diyor. Tarihçiler için beslenme bir dönemin göstergesidir ve bu cümle “sana ne zaman yaşadığını söyleyeyim” le de bitebilirdi. Gerçekten de beslenme, bir sosyal grubun kendi içinde, yurt denen şeyde kök salmış kimliğinin olağanüstü bir simgesidir. Doğal ürünleri tüketmek, mucizevî bir biçimde çağın bütün kötülüklerinden koruyabilecek her derde deva bir ilaç olma yolundadır. İyi beslenmek her şeyden önce bir nicelik sorunudur: çok yememek gerekir ve bu bir irade işidir, çok az yememek gerekir, bu da teorik olarak bugünkünden on kat fazla insanı besleyebilecek durumda olan dünyanın denetim altına alamadığı karmaşık ekonomik ve siyasal mekanizmalarla ilişkili bir durumdur. Daha sonra nitelik sorunu gelir. İnsan ender olarak vahşi yaşam koşullarının bir sonucu olan yakın çevresinin ürünleriyle beslenir.  Bu da toplumdan topluma ve kişiden kişiye beslenme farklılıklarını oluşturur. Bu anne karnında başlayan bir döngüdür ve ölünceye kadar devam eder. Siz Türkiye değil de Çin’de dünyaya gelmiş olsaydınız her öğününüzde balık veya pirinç tüketerek sağlığınızı koruyabilecektiniz veya İtalya’da doğmuş olsaydınız pizza ve makarnayla beslenerek kendinize has bir beslenme alışkanlığınız olacaktı. Gördüğümüz gibi toplumlar ve kültürler göz önüne alındığında beslenme koşullanmaları da birbirinden farklılıklar göstermektedir.

Tekdüzelikten ve tekrarlamalardan gelen sıkıntıdan kurtulmak için dünyanın tüm bölgelerinden yararlanmak gibi bir şey tavsiye edilemez. Bu bağlamda, bilinçli, tercihler yapabilmek için günümüz dünyasının sunduğu taşımacılık olanaklarından en iyi biçimde yararlanabilmek söz konusudur. Topraktan en iyi biçimde yararlanmak budur. Aynı zamanda bir tüketici olarak bilinçli olmakta işin püf noktalarından biridir. Dolayısıyla sofraya oturmak basit bir gereklilik değil, ağzının tadını bilen iyi bir dünya vatandaşının sosyal ve kültürel bir etkinliğidir. İtalyanların beslenmesinde çok yüksek içerikli karbonhidrat ve yağ olmasına rağmen neden zayıf ve fit olduklarını merak ettiniz mi hiç? Öncelikle geleneklerinden dolayı ailecek sofraya oturup yemek yemeyi bir seremoni haline dönüştürmektedirler. Yemek saatlerce sürer, koyu sohbetler ve kahkahalarla dolu yemekleri bittiklerinde kendilerini yemeğe oturduklarından daha hafif ve mutlu hissederek ayrılırlar sofradan.

Dediğimiz gibi diyet ve benzeri sağlıklı beslenme programlarına doktorun yazdığı bir reçete olarak bakmak yerine bu işi bir zevk haline dönüştürerek mutfakta harikalar yaratabilirsiniz. İşte o zaman verdiğimiz kiloları büyük bir hafiflikle ve mutlulukla verebilir. Geri dönüşü olmayan, kalıcı kilolara veda edersiniz. Unutmayın yedikleriniz karakterinizdir ve yeme alışkanlıklarınızdaki pozitif değişimler sizin üzerinizde de mucizevî değişimlere neden olacaktır.

Sağlıklı Mutluluk Serüveni

Yaşamımızın ciddi bir bölümünde  birçoğumuz hayatın temposuna yenik düşerek önce kendini sonra mutluğunu sonra ve en önemlisi sağlığını hiçe sayarak yaşıyor. Genellikle de bunun için onlarca bahane üretip kendine rahat ve huzurlu olduğunu sandığı bir yaşam alanı yaratıyor. Eğer bunlardan biride sizseniz bu yazı tam da size göre…

Diyet ve sağlıklı yaşamın bir furya olduğu günlerdeyiz. Açtığımız her kanalda bir diyetisyen veya doktor kendinden çok sizi düşünerek, önemsemediğiniz sağlığınız için sürekli tavsiyelerde bulunmaya çalışarak sizin farkındalığınızı arttırmaya çalışıyor. Ancak bilinçlenme bir kenara dursun hayatınız konusunda yetkili kişi ve O’nu değiştirebilecek tek kişi SİZSİNİZ. Uzmanlar konuşa dursun her ağızdan bir ses çıkmaya devam edecektir. Ancak bu gerçek anlamıyla etkili bir yöntem olsaydı şuan Türkiye’de sayısı görülme sıklığı gittikçe artan obezite oranının azalması, kanser hasta sayısında düşüş gözlenmeliydi. Peki, nerede yanlış yapıyoruz dersiniz? Her şey tamam baksanıza az kalorili yiyecekler, sağlıklı restoranlar, diyet yemek kitapları, her gün izlediğimiz uzmanlar, gazetelerdeki sağlıklı beslenme haberleri ….vs. Peki SİZ neden hala aynanın karşısında düğme iliklemeye çalışıyorsunuz ya da en önemlisi neden hala gülümsemiyorsunuz? Bazen mutfakta yemek için tüm malzemeler olsa da biz nasıl leziz yemek pişirileceğini bilmiyorsak o malzemelerin kalitesinin, tazeliğinin ya da pahalılığının hiçbir önemi kalmaz. Bunun için biz öncelikle püf noktaları öğrenmeliyiz ne kadar süre ne kadar ısıda pişirileceğini hangi yiyeceğin hangisinden önce konulacağını bilmeliyiz. Yemek için gerekli tüm malzemeleri aynı anda ocağa koyduğunuzu düşünsenize hiçbir lezzeti olmayan kişiliksiz bir yemek yaratmış olurdunuz.

Benim şimdiye kadar saptadığım ve gözlediğim en önemli şey kiloların olumsuz duygu tortularıyla orantılı şekilde artışıdır. Fazla kilolarımız biranda ortaya çıkmazlar bu bir süreç ve emek işidir. Evet kilo almak içinde aslında farkına varmadan ciddi bir emek harcarız. Bu döngüye bizi sokan tek basit bir olay olabilir ya da tek bir yiyecek veya sadece tek bir kişi olabilir. Öncelikle aşırı yemek yemenin altında yatan sebeplerin üzerinde durulmalı ve bilinçaltında bu davranış pozitif şekilde değiştirilmelidir. Biz vücudumuzun hâkimi ve yöneticileriyiz ona hangi enerji boyutunda dalga gönderirseniz oda size o şekilde geri dönüş yapacaktır. Kafamıza taktığımız olaylar ve insanlar bizi ve organlarımızı derinden etkilerler. Alternatif tıbbın bu evrede büyük bir yardımı olabilir. Bu hayatta bizi sevgiye açan, pozitif enerjiye açan her şey bizim için yararlıdır. Bu çikolata yemekse devam edin! Bu pizza yemekse devam edin! Ancak önce dengelemeyi öğrenip vücudunuzu tanıyın ve mutlaka bir beslenme uzmanıyla birlikte keşfedin. Bu keşif sürecinde içsel bir yolculuğa çıkmalısınız. Bu vazgeçilmez bir deneyim olacaktır. Hayatta içinizi tırtıklayan sizi içten içe kemiren öfkelendiğiniz ya da hırslandığınız her şeyi yazın o duyguların nedenini araştırın içinizi temizleyin. Ondan sonrasında kilo kaybı ve sağlık kaçınılmaz olacaktır. Bizi ağırlaştıran duygulardan ve düşüncelerden kurtulduğunuzda ise kendi listenizi uzman eşliğinde kendiniz yaratın. Dediğim gibi hayatınız konusunda yetkili kişi ve O’nu değiştirebilecek tek kişi SİZSİNİZ. Biz uzmanlar sadece sizin farkındalığınızı arttırabilir ve sağlıklı yeme alışkanlıkları oluşturabiliriz. SİZ isterseniz, SİZ mutlu olmaya ve bedeninizi sevmeye karar verirseniz, hayatınızda kalıcı değerler ve kahkahalar yaratmanız hiçte zor olamayacaktır. YETERKİ SİZ İSTEYİN. Bugün NEDEN olmasın ki?

Eyvah Çocuğum Büyüyor!

Okul Öncesi Çocuklarda Beslenmenin Önemi:

1–5 Yaş grubu çocukları kapsayan bu döneme “Oyun Çocuğu” dönemi denir. İlk yaştan itibaren çocuk giderek bağımsızlık kazanmaya başlar, aile içinde çocuk değişmeye başlayan bir birey haline gelir. Bu sayısız gelişme ve değişme döneminde çocuğun yeme alışkanlıkları da doğrudan veya dolaylı ailenin, özellikle anne ve babanın beslenme alışkanlıklarından etkilenir.

Okul öncesi çocuklarının besin gereksinimleri, yetişkinlerden üç yönden farklıdır:

1) Enerji harcaması, vücut ölçüsünün birimi başına yetişkinlerden oldukça yüksektir. Çünkü büyüme süreci önemli miktarda enerji harcamasını gerektirir.

2) Yeni dokuların yapımı, protein, mineral ve vitaminlere olan gereksinimi artırmaktadır.

3) Sindirim sistemi özellikleri ve kendi kendilerine yiyebilme yeteneklerinin sınırlı oluşu, çocukların diyetinde belirli besinlerin bulunmasının ve bunların belirli şekilde hazırlanmasını gerektirir.

Büyüme ve Gelişme

Çocuğun beslenmesinde amaç, normal ve sağlıklı büyüme ve gelişmeyi sağlamaktır. Büyüme ve gelişme, insan yavrusunun hücresel aşamada yetişkinliğe doğru süreli, dinamik değişim sürecidir. “Büyüme ve Gelişme” deyimi fiziksel ve zihinsel değişim süreçlerini kapsar. Böylece çocuğun beden ölçüleri artar, hücrelerin yapıları, işlevleri, motor ve bilişsel yetenekleri, duyusal, coşkusal ve sosyal davranışları olgunlaşır.

Gerçek anlamda iştahsızlık, çocuğun besini almak istemesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Kansızlık, barsak parazitleri ve hastalıklar çocukta iştah kaybına yol açabilir. Bu durumda kilo kaybı kaçınılmazdır

Oyun, çocuk için çok çekici olacağından yemek yemeyi unutabilir. Besine ilgisizlik, gün boyu aileden uzakta olduğu için sofra düzenin olmaması ve sofraya oturmamak çocukta yemek seçme, azla yetinme veya tek besin şekline dönüştürmüştür. Aile sofrası çocuğun en iyi beslenme modelinin geliştirildiği ortamdır. Bir yandan dengeli beslenme modeli oluşturulurken, bir yandan da ailenin bir araya geldiği mutlu bir ortam yaratılmalıdır.

Enerji-Besin Öğeleri Gereksinmeleri:

Enerji:

Okul öncesi çocukları, devamlı büyüme ve gelişme sürecindedirler. Bu durum bazal metabolizma için harcanan enerjinin yüksek olması anlamına gelir. Fiziksel aktiviteleri de fazladır. Bu nedenle günlük enerji gereksinmeleri yetişkinlerden yüksektir. Bu değer oyun çocuklarında 80/90 kcal/kg/gün’dür. Pek çoğunun günlük beslenmeleri düzensizdir ve

Protein:

Okul öncesi grubu çocukların günlük protein gereksinmesi, enerjinin  %15-20’si kadardır. Toplam günlük protein miktarının %50’si hayvansal kaynaklardan sağlanmaktadır. Günde 500 ml. ve daha fazla süt veya yoğurt tüketimi protein miktarını yükseltmektedir. Bir yumurta, 500 ml. süt veya yoğurt, bir köfte kadar et veya kurubaklagil tüketimi protein alımı için yeterlidir. 

Yağ:

Yağlar enerji sağlamalarının yanı sıra yağda eriyen vitaminlerin kullanılmasında ve sinir sisteminin çalışmasında rol alırlar. Anaokulunda ara öğünlerde verilen kurabiye, kek ve poğaça gibi yağlı besinlerin, özellikle tereyağın ve yağlı etlerin tüketimi, erken yaşta sınırlandırılarak günlük toplam enerjinin en fazla %30’unun yağlardan gelmesi önerilmektedir. Aksi takdirde yağlı beslenme alışkanlıkları ilerleyen dönemlerde gelişebilen bazı kronik hastalıkların görülme riskini artırmaktadır.

Karbonhidratlar:

Okul öncesi çocukların beslenmesinde karbohidratlardan şeker ve şekerli besinler, enerjinin büyük bir kısmını sağlamaktadır. Yüksek oranda şeker ve şekerli besinler çocukların beslenmesi için olumlu değildir. Bu besinler çocuğun normal besin gereksinmesini karşılamasını engellediği gibi iştahsızlık ve diş çürümelerine de yol açabilir. Bu riski azaltmak veya en aza indirgemek için şekerli içeceklerin, tatlıların ve bisküvi gibi besinlerin fazla tüketilmemesi, özellikle ara öğünlerde çocuklara verilmemesi önerilmektedir. Son yıllarda özel ana okullarının ve çeşitli iş yerlerinin açtığı yuvaların yaygınlaştırıldığı düşünülecek olursa, bu yerlerde beslenme servislerinin dikkatle planlanması gerekmektedir.

Günlük toplam enerjinin %50-60’ı değişik türdeki karbonhidratlardan sağlanmalıdır.

Posa:

Küçük çocuklarda uygun posa miktarıyla ilgili öneriler sınırlıdır. Günlük ortalama posa tüketiminin 12 g. olması belirlenmiştir. Yüksek posalı besinler hacimlidir ve fazla posalı yiyecek sunulan az iştahlı bir çocuk yeteri kadar enerji almayabilir. Posalı besinlerin ana öğünlerde verilmesi, özellikle iştahsız çocuklarda önerilen bir beslenme uygulamasıdır. Meyve, sebze ve tahıl grubunun az tüketimine bağlı olarak posa miktarının düşüklüğü kaçınılmazdır.

Okul Öncesi Çocuklar İçin Günlük Menü Planlama:

Çocuğun günlük menüsünde temel besin grupları özellikle bulunmalıdır.

Temel besin gruplarından, enerji, protein, yağ, karbohidrat ve vitamin gereksinimlerinin tümünü karşılamalıdır. Besinler içerdikleri besin öğeleri açısından birbirini tamamlamalıdır. Organların düzenli çalışması, büyüme ve gelişmenin sağlanması açısından önemlidir.

Menüde Yer Alacak Besin Grupları

 

Et Grubu

 Bu gruptaki besinler, iyi kalite protein ve minerallerden zengin olup vücudun sağlıklı büyümesi ve sağlıklı bir yaşam için gereklidir. Et, tavuk, balık, yumurta gibi besinler bu grupta yer alır. Bu besinlerden iki ya da üç porsiyon günlük yeterlidir.

Süt ve Türevleri

 Bu besinler kemik ve dişlerin gelişimi, sinir ve kasların düzenli çalışması için gerekli kalsiyum, A-B vitaminleri ve iyi kalite protein sağlar. Bu grup besinlerden günde 500 ml. süt ve yoğurt ve 1 kibrit kutusu peynir tüketimi yeterlidir.

Tahıl Grubu

 Bu gruptaki besinlerde bitkisel proteinler ve B grubu vitaminleri bulunur. Bu besinler yemek halinde, çorbalar içinde sütle veya yoğurtla zenginleştirilerek günde dört porsiyon verilmesi yeterlidir.

Sebze-Meyve Grubu

Özellikle yeşil yapraklı sebzeler, A, C ve B grubu vitaminlerinden zengindir. Bu grup vitaminler çocuğun korunması için önemlidir. Günde dört porsiyon tüketilmesi önerilmektedir.

Şeker ve Yağ Grubu

 Bu grup besinler vücuda enerji sağlarlar. Bu besinler şeker ve şekerden yapılmış, bal, reçel, pekmez, zeytinyağı ve diğer bitkisel sıvı yağlardır.

Uygun Pişirme Yöntemleri

Yiyecekler hazırlanırken temizliğe özen gösterilmelidir. Çocukların hasta olmamaları için, içtikleri su kaynatılmalı ve besinin taze olarak tüketilmesi gerekmektedir. Besin değerinde azalmaya neden olan kavurma ve kızartma gibi işlemlerden kaçınılmalıdır. Yemekler aşırı sıcak ve soğuk, acı ve baharatlı olmamalıdır. Çünkü bu durum iştahı etkilemektedir. Yemeğin gerek lezzeti, gerek görüntüsü, gerekse kokusu çocuklar için önem taşımaktadır.

Kendisine tüm besin gruplarından besinlerin uygun pişirme yöntemleriyle sunulması ve öğün atlanmadan beslenmesi çocuğun sağlıklı bir birey olmasının ön koşuludur.

Öneriler:

• Çocuğun besin seçimindeki öncelikleri dikkate alınarak farklı şekilde besinler sunulmalıdır. Fakat bu her zaman köfte, kızarmış patates, pilav ve makarna olarak değil de, yemesi gerekli olan besin gruplarından onun tercih etmesine fırsat verilmesi tarzında olmalıdır. Örneğin; kırmızı et yemesi için köfte, yemeğin içinde kıyma, parça etli yemek, sulu köfte vb. Şekilde kırmızı et içeren farklı menülerden kendi tercihine yönlendirilebilir.

• Yemek porsiyonları annenin kendi ölçülerine göre değil, çocuğun gereksinimine göre ayarlanmalıdır. Genellikle anneler porsiyonları kendilerine göre düşünmektedir. Toplam mide kapasitesi 300 ml. olan bir çocuk, 200 ml. Çorba içtikten sonra ancak 100 ml. Başka bir besini alabilecektir.

• Ara öğünler küçük porsiyonlar şeklinde olmalıdır. Bu da sonraki ana öğüne acıkmasını sağlayacak kadar olmalıdır. Her hangi bir nedenle ödül olarak şeker ve tatlı türünden besinler verilmemelidir. Genel olarak ödül-ceza yemek konusunda uygulanmamalıdır. Uygulandığında yemek yemenin stratejik bir olay olduğu mesajı çocuğa verilecektir.

• Çocuklar, anlatılanı değil, gördüklerini taklit ederek öğrenirler. Bu nedenle ebeveynler, tutarlı yeme davranışı içinde olmalıdır. Çocuğa yemeye çalıştırdığı yemeği kendisi yemiyorsa, hiç iyi bir örnek olmayacaktır.

• Reddetme durumunda çocuğu yemek konusunda zorlamak doğru değildir. Bu sorunları daha da kötüleştirir. Reddedilen besin, daha sonra tekrar denenmelidir. Bir öğün, bir gün, hatta biraz daha uzunca bir süre yemek yememesi, çocuğun genel durumu konusunda zarar vermeyecektir. Yaşayan bir canlı olarak kısa bir süre sonra acıkacak ve yemek isteyecektir.

• Günlük süt tüketimi 2 su bardağını aşmamalıdır. Sütün fazlası beslenmeyi bozabileceği gibi demir emilimini engelleyerek kansızlığa da yol açabilir.

• Yemekten bir saat önce ve yemek sırasında sıvı alımları azaltılmalıdır. Çünkü bu durum midenin dolarak gerilmesine ve yalancı tokluk hissine yol açabilir. Umut’un sürekli sıvı besinleri tüketip, diğer besinleri alamaması bu durum ile açıklanabilir.

  • Günde en az 2 su bardağı süt içilmelidir, 4-5 kez sebze-meyve tüketilmelidir.
  • Sabah kahvaltısında C vitamini açısından domates, eğer tüketebiliyorsa turunçgilleri de tüketebilir.
  • Öğün atlanmamalıdır.

4 temel besin gruplarından yiyecek tüketmeye özen gösterilmelidir.

Mevsimine Göre Beslenme Önerileri

Sonbaharda Beslenme

Yolda yürüken şaçlarınızın esen rüzgarın etkisiyle dalgalanması, içinizi hafif üşümenin almasıyla, ayaklarınıza düşen yaprakların takılmasıdır sonbahar..Yazın o sıcağının yerini sonbaharın tatlı yağmur ve esintilerinin aldığı şu günlerde vucüdumuz da çok daha güçlü bir bağışıklık sistemiyle metabolizmaya ihtiyaç duyuyor..Peki, bu soğuk günlerde kendimizi hem hastalıklardan korumak hem de metabolizmamızı daha hızlı çalıştırmak için neler yapmalıyız?


• Havaların soğuması ile birlikte hareketsizlikle yavaşlayan metabolizma hızımız bize kilo artışı gibi sonuçlara sebep olabilir. Bu nedenle kalın giysiler giyerek varolan hareketli hayatımıza devam etmeli kendimizi soğuklardan korumalıyız.


• Metabolizma hızımızı arttırmanın en güzel yolu düzenli aralıklarla beslenmek ve kahvaltı öğününü kesinlikle atlamamaktan geçer. Eğer kahvaltı yapmazsak, kan şekerimiz her aç kaldığımız saate çok daha düşecek, günün diğer saatlerinde çok daha fazla açıkmamıza sebep olacaktır.


• Baharın gelmesiyle birlikte kişilerde yazın sonunda alınan kiloların verilmesi için başlayan tatlı telaş kişilerin bu dönemde kendilerini daha hazır hissetmelerinden dolayı çok daha rahat kilo vermelerine neden olacaktır.


• Bizleri kışa hazırlayan bir adım olan sonbaharın getirdiği grip, soğuk algınlığı gibi sağlık sorunlarını da atlamamak gerekir. Unutmamalıyız ki bu dönemde bağışıklık sistemimiz ne kadar güçsüzse enfeksiyonlara yakalanma riskimiz de o kadar yüksek olacaktır. Bu nedenle bağışıklığımızı güçlendirmek için başlıca antioksidan kaynakları olan A, C, E vitaminleri ile selenyum, çinko, magnezyum, demir gibi mineralleri yeterli miktarda almamız gerekir. Beslenmemiz özellikle, domates, havuç gibi kırmızı, sarı ve turuncu olan tüm sebze ve meyvelerle, brokoli, maydanoz yeşil yapraklı sebzeleri, yumurta ile ceviz, badem, fındık gibi yağlı tohumlardan zengin olmalıdır.


• Düzenli meyve tüketimine bu dönemde özellikle dikkat etmeliyiz. Eğer taze sıkılmış meyve suyu şeklinde tüketiceksek vitamin kaybı olmaması için sıkıldıktan sonra çok bekletilmeden içmeliyiz.


• Ayrıca bağışık sistemimizi güçlendirmek ve metabolizmamızı çok daha hızlandırmak için çay, kahve tüketimi sınırlandırılmalı bunların yerine yeşil çay, kuşburnu, rezene gibi bitki çayları tüketiminiz arttırmalıyız.


• Sonbahar ve kış mevsiminde ilkbahar ve yaz mevsimine göre gün ışığının azalması ile birlikte mutluluk hormonu olan seratonin yerini melatonine bıraktığı için kişilerin depresyona girmeleri çok daha kolay olacaktır. Bu dönemde özellikle balık, ceviz ve zeytinde bulunan omega–3 yağ asidi ile ekmek gibi tahılların içinde bulunan B vitaminli besinleri tüketmemiz tüm vucüt ve ruh sağlığı için çok daha faydalı olacaktır.

Avacado Ve Bilinmeyen Gerçekler

Yapılan son araştırmalara göre avakado içeriğinde bulunan yararlı yağların vücuttaki besin elementlerinin emilimini arttırdığını göstermiştir.

Vücudun alfa karoten-beta karoten ve laykopen gibi çok önemli besin bileşimlerinin emilmesine yardımcı oluyor.

Ohio State Universitesinde yapılan bir araştırmada salatayı taze avakado veya avakadosuz tüketen kız ve erkek öğrenciler ele alınmıştır. Öğünlerinde 75 gr avakado tüketen bireylerin vücudunda kalp sağlığına katkıda bulunan alfa karotenin 8.3 kez, beta karotenin 13.6 kez daha fazla emildiği gözlenmiştir. Ayrıca göz sağlığına etkisi olan lutein’nin de 4.3 kat daha fazla emildiği görülmüştür.

Ohio Üniversitesinden Dr. Steven Schwartz yaptığı açıklamada bir çok sebze ve meyvelerin karatenoidler açısından oldukça zengin olduğunu ancak yağ içeriklerinin olmadığını ve bununda yararlı bazı besin maddelerinin emilimini engellediğini belirtmektedir. Yaptıkları son araştırma avakadodaki yararlı yağ asitlerinin karatenoid emilimini arttırdığını göstermiştir. Özellikle avakado içeriğindeki yağlar renkli bazı besinlerdeki, örneğin domatesteki lykopen veya koyu yeşil yapraklılardaki lutein gibi maddelerin vücutta kullanımını destekliyor. Zeytin ve avakodo içindeki sağlıklı yağlar bizim için salata soslarından ve hidrojene edilmiş yağlardan çok daha faydalıdır. Ayrıca bu tip yağları tükettiğimizde sebzelerin ve meyvelerin biyoyararlılığını arttırarak kanserden ve bazı kronik hastalıklardan korunmayı sağlamaktadır.

Bir Zamanlar Beslenme

Mutfak kavramının tam olarak ne zaman ortaya çıktığı pekiyi bilinmiyor. Uzun süre, yarım milyon yıl önce, Homo erectus tarafından ateşin bulunmasıyla bu etkinliklerin başladığı düşünüldü ama çiğden pişmişe geçiş sorunu varsayımlarla dolu bir alandır. Bu bağlamda yerleşik düzene geçme ve tarımın icadı önemli rol oynamıştır ama avcılık ve balıkçılık ürünleriyle beslenen bir yığın insan vardır hala ve dünyanın bazı bölgelerinde çiğ yenen besinler makbuldür.

İlk Menüler

Paleontolog Yves Coppens’e göre insanların belli bir dönemde sadece canlı organizmalarla ve özellikle de bugün kaybolmuş olan bitkisel ürünlerle beslendiklerini kesin olarak bilebilmek zordur. Buna karşılık yerleşme alanından elli kilometre uzaklığa katar bir bölgede avlanmak mümkün olduğundan etli “menüler”in hazırlanmış olduğu düşünülebilir. Homo erectus büyük olasılıkla etle beslenerek her şey yiyen bir yaratık olmuştur, çünkü seçme şansı yoktu: Homo erectuskökleri ve köksapları sökebildiği yeni yerlere kendini uyarlamak zorunda kalmıştır. Uzun dönemler boyunca, iklim koşullarındaki değişiklikler etkili olmuş olabilir: Hırvatistan’ın Neandertal insanları buzulların çözüldüğü dönemde özellikle etle besleniyorlardı ve iki buzul dönemi arasında meyve yiyorlardı.

Evrim insan bedenini çok zaman önce, insanlar cips ve çikolata yemeye başlamadan tasarlandı. İlk insanlar tıbbi kayıt tutmadı, ama arkeologlar şaşırtıcı bir kesinlikle ne yediklerini ve neden öldüklerini söyleyebiliyor. Atalarımızın yedikleri en sağlıklı beslenme tarzını keşfetmenin anahtarı olabilir. İnsanlık tarihi boyunca biyolojimiz hemen hemen aynı kaldı. Bedenlerimiz hala evrimin yabani sebze, meyve ve yağsız etten oluşan bir beslenmeyle kuvvet bulacak şekilde biçimlendirdiği avcı toplayıcıların bedenleriyle aynı. Modern beslenme buna uygun gözükmüyor. Hayatta olan 6 milyarlık nüfusla biz insanlar mevcut yaşam tarzımızla gayet iyi idare etmekteyiz.

İnsanlar Çiğden Pişmişe Nasıl Geçtiler?

İnsanlar beş bin yıldan beri bazı ürünleri pişiriyorlar ama bu işi, yiyecekleri daha iyi saklamak için mi yoksa daha uygun biçimde tüketebilmek için mi veya hayvanların ateşte yanarak öldükleri, tesadüfen yanmış kızarmış etin kokusunu hissetmek için mi yaptıkları pek iyi bilinmiyor. Ateşe egemen olunduktan sonra, pişirme etkinliği, taşlardan oluşturulan bir daire içinde yapılıyordu ve et doğrudan doğruya ateşin içine atılıyor ya da taş veya deri olduğu sanılan kaplarda pişiriliyordu. Kil kaplarda pişirmenin tarihi on bin yıl öncesine dayanır, pişirmenin besinleri saklamanın, insanların yerleşik düzene geçmesiyle başlamış olmasıyla, dolayısıyla tarımsal etkinliklerle birlikte başlamış olması mümkündür. Meğerki tersi olmasın: İklimin ılımanlaşması yerleşik düzene geçme olgusunu kolaylaştırmış ve bazı tahılların keşfi (dünya nüfusunu birkaç milyondan on milyonlara çıkartmıştır), çiğ ve pişmişten oluşan beslenme düzenini başlatmış olabilir. Mutfak sağlığın bir parçasıdır, sağlıkta tıptan uygarca yararlanmanın uyumlu bir sonucudur. Bu bağlamda sadece pişirilmiş yiyecek söz konusu olabilir. Pişmiş yiyecek insanın içindeki yaşam soluğudur, yin/yang dengesidir ve beş duyu arasındaki tatmin edici ilişkilerdir. Çiğ/pişmiş kombinezonuna her yemeğin, bedensel enerji üstünde etkili olan ve bir yükselen ya da azalan güçle kesişen bir yan anlam içeren sıcak/soğuk kombinezonu eşlik eder.

Çiğ’in, ürüne göre birçok derecesi olabilir: Çiğ balıkla çiğ dana eti ya da çiğ meyve aynı şey değildir. Bazı besinler tuzlu suda, balda, sirkede, şarapta çiğ olarak saklanır; bazıları füme yapılır, kurutulur ama çiğ kalır. Çok değişken özellikler gösteren kültür çevrelerinde insanlar çiğ yumuşakçalar ve balık, yalancı dana filetosu arasında belli belirsiz bir sınır bırakırlar.

Koroner Arter Hastalığı

Tanım:

Ateroskleroz (damar sertliği) vücutta orta ve büyük çaplı atar damarda lipid birikimi sonucu bu damarlarda daralma ile seyreden bir klinik tablodur. Ateroskleroz etkilediği damara göre çeşitli klinik durumlara neden olabilir. Koroner arter hastalığı da bu klinik tablolardan bir tanesidir. Koroner arterler kalp kasını besleyen damarlardır. Bu damarlarda meydana gelen daralma sonucunda kalp kasına gelen kan akımı azalır. Zamanla koroner damarlarda olan bu daralma ilerleyerek damarın tamamen tıkanmasına neden olabilir Bu durum ciddi göğüs ağrısı, nefes darlığı ve efor kapasitesinde azalma bulgulara, kalp krizine ve ani kalp ölümlerine neden olabilir. Kalp krizi çeşitli nedenlerden dolayı kalbin yetersiz beslenmesi sonucu meydana gelen kalp kasında görülen hücre ölümüdür. Kalp krizi sonucunda damar tıkanıklığının durumuna göre kalp kası çok ciddi oranda etkilenir. Tüm hastalarda göğüs ağrısı gibi tipik  görülmeyebilir. Hatta bazı hastalarda ise hastalık sinsi bir şekilde ilerleyerek yıllarca hiçbir bulgu görülmeyebilir. Hastalığın ilerleyişi ve görülen bulgular hastadan hastaya değişmektedir. Koroner arter hastalığı dünya çapında görülen ölümler arasında birinci sıradadır. Bu nedenle bu hastalığın risk faktörlerinin iyi bilinmesi, risk altındaki hastaların dikkatli bir şekilde incelenmesi koroner arter hastalığının erken tanınması ve tedavisi için önemlidir.

Risk faktörleri

Hiperlipidemi, hipertansiyon, diyabet, sigara, ailede koroner arter hastalığının varlığı koroner arter hastalığı için tipik risk faktörleridir. Koroner arter hastalığı üzerinde genetik faktörlerin etkisi tam olarak anlaşılmamış olsa da özellikle birinci derece yakınlarında erken yaşta (erkeklerde <45, kadınlarda <55) koroner arter hastalığı görülen bireyler ciddi risk altındadır. Hiperlipidemi koroner arter hastalığı açısından önemli bir risk faktörü olup 20 yaşını doldurmuş her bireyin 5 yılda bir kere lipid düzeylerine baktırması önerilmektedir. Ayrıca koroner arter hastalığı ile ilişkili ailevi hiperlipidemi sendromlarıda tanımlanmıştır. Bu sendromların erken dönemde tanınması ve tedavisi koroner arter hastalığının erken dönemde önlenmesi oldukça önemlidir. Bunlar dışında koroner arter hastalığı açısından risk altındaki bireyleri belirlemede kullanılan homosistein, lipoprotein a, fibrinojen ve C-reaktif protein (CRP) gibi laboratuar verileri vardır. Bunlar arasında özellikle CRP üzerinde çok çalışılmış bir molekül olup koroner arter hastalığı tanısında ve verilen tedaviye yanıtta sıkça kullanılmaktadır.  

Tanı

Risk faktörleri olan bireyler koroner arter hastalığı açısından yılda bir kere bir kardiyoloji doktoru tarafından değerlendirmelidir. Hastaların lipid profilleri ve elektrokardiyografileri her vizite incelenmeli. Gerekli görülen hastalarda efor testi, miyokard perfüzyon sinitgrafisi ve koroner BTA gibi daha ileri tetkikler yapılmalıdır. Bu testlerde koroner arter hastalığı açısından yüksek kuşkulu bulgular olanlara tanıyı doğrulamak ve gerekli tedaviyi planlamak amaçlı koroner anjiografi yapılmalıdır. Koroner anjiografi koroner arter damarlarının kontrast madde verilerek görüntülenmesidir. İşlem sırasında koroner damarlardaki darlıklar saptanıp hastaların tedavisi planlanmaktadır.

Tedavi

Koroner anjiografi sonrası koroner arter hastalığı saptanan hastalar damarlarındaki darlıkların ciddiyetine göre çeşitli tedavi secenekleri vardır. Bunlar üç başlık altında toplanmaktadır.
1. Yaşam değişikliği
2. İlaç tedavisi
3. Koroner arterlere girişim (balon+stent uygulamaları)
4. Cerrahi (Bypass)

Yaşam değişikliği: Koroner arter hastalığı tanısı almış hastalara kesin olarak sigarayı bırakmaları, sigara içilen ortamlardan uzak durmaları, düzenli egzersiz yapmaları (en az haftada üç kez olmak üzere 45 dakika tempolu yürüyüş) bir diyetisyen tarafından değerlendirilip uygun diyet yapmaları önerilmektedir.

İlaç tedavisi: Koroner hastalığı için kullanılan başlıca ilaçlar; aspirin, klopidogrel, beta blokerleri, ACE inhibitörleri, nitratlar ve kalsiyum kanal blokerleridir. Bu ilaçlar uygun hastalarda değişik  kombinasyonlarda kullanılmaktadır.

Koroner arterlere girişim: Uygun hastalarda koroner damarlardaki darlıklar balon ve stent uygulamalarıyla açılabilmektedir. Stent takılan hastalarda işlem sonrası yaşam değişiklikleri ve ilaç tedavisi stentlerin açık kalabilmesi için oldukça önemlidir. Bu tedavi yapılan hastaların doktorların yakın takibi altında olması gerekmektedir.

Cerrahi: Üç damarında da ciddi darlıkları olanlar, sol ana koronerde ciddi lezyonu olanlar, diyabetik hastaları cerrahi için başlıca adaylardır. Uygun hastalar bu tedaviden oldukça yarar görmektedir.

Kendinize Bir Beslenme Karakteri Yaratın

Çoğumuz bazı insanları değerlendirirken; “tuhaf bir kişiliği var ya da kişiliği oturmamış, kişilik bozukluğu var, harika bir kişiliği var ya da çok iyi yetiştirilmiş, kişiliği oturmuş bir insan” diye yorumlar yaparız. Bunu oluşturan çoklu etkenler vardır ve henüz anne karnındayken başlayan bir serüvendir. Her insanın bir oluşu ve duruşu vardır onun dışında hiç bir şey diretilemez çünkü bu hayat bu zaman onun yaşam alanı ve Onun serüvenidir. İyi ya da kötü, güzel veya çirkin sahip olduğu kişilik Onundur ve gerekli tecrübeleri ve dersleri vermek üzere gölgesi gibi onunla birlikte ilerler. Üzerinde olumlu değişiklikler yapılabilir, işlenebilir olumsuz tavır ve inançlar olumlularıyla değiştirilebilir ancak bu sadece sanatçının heykeli tıraşlaması gibi yüzeysel olacaktır. Hammaddesi ve şekli küçük yaşlarda belirlenir. Sizin bir karakteriniz olduğu gibi yeme alışkanlığınızın beslenme şeklinizin ve sağlıklı hayata bakışınızın da bir karakteri olmalıdır. Eğer yoksa birlikte böyle bir karakter oluşturmak gerekir. Eğer oturmuş ve güzel bir karakter oluşturmak istiyorsanız ise emek harcamak sabır etmek kaçınılmazdır.
Bu kişiden kişiye değişir ve bir ahengi vardır. Herkes aynı şekilde ve aynı şeyleri yiyerek beslenemez. Dünya üzerinde yüzlerce kültür yüzlerce yeme alışkanlığı vardır. Hepsinin ayrı bir karakteri ayrı bir rengi vardır. Sizlere bu karakteri kazandırmak adına bu yazımız bir başlangıç niteliği taşımaktadır. Temelinde sağlam olan her şey ne kadar zorluk ve olumsuzluk olursa olsun sarsılmaz ve yıkılmaz. O yüzden şimdi sizlerle hayatınızda zorlanmadan oluşturabileceğiniz kolay ancak sağlığınız için oldukça yararlı beslenme karakterini beraber şekillendirelim.
Öncelikle olmazsa olmaz ve günün en önemli öğünü olan kahvaltı sağlıklı beslenmenin temelini oluşturan unsurdur. Hepimiz yoğun bir çalışma temposunda  olabiliriz ancak kahvaltıya ayıracağınız on dakika sizin ömrünüzü uzatıp daha kaliteli bir  yaşama sahip olmanızı sağlayacaktır.
Haftada 2 kez omega 3 içeriği yüksek balık(somon, ton balığı, ringa) tüketmek sağlıklı yağların vücutta sentezlenmesini arttıracaktır. Aynı zamanda sitemizde yer alan omega diyeti ilkelerine uymakta oldukça önemlidir.
Haftada 2 kez kırmızı et tüketmek b12 vitamini açısından önem teşkil eder. Ayrıca demir içeriğide yüksek olduğu unutulmamalıdır.
Tuz tüketimi kısıtlanmalı günlük 3gr’dan fazla tüketilmemelidir. Ancak sporcular ve ağır antrenman yapanlar için bu miktar farklılıklar gösterir.
Haftada 1-2 kez kurubaklagil (nohut, mercimek, kurufasulye, barbunya) tüketilmelidir. Bunlarında lif, B grubu vitamin içeriği yüksektir. Kolesterolü dengeleyici ve kötü kolesterolü düşürücü etkisi vardır.
Haftada 2 kez tavuk ve hindi tüketilmelidir.
Alışverişler büyük hiper marketler yerine daha butik yerlerden yapılmalıdır. Örneğin sebze ve meyveler için mahalle manavı veya pazarı tercih edilmelidir. Böylece sadece sebze ve meyveye odaklanarak fazla enerji alımından o an için kaçınılabilir.
Et balık tarzı besinleri kendinize özel güvenilir kasaplardan alabilirsiniz.
Bu şekilde alışveriş alışkanlığınızı değiştirmek abur cubur ve fazla enerjili yiyecek tüketimini minimuma indirecektir.
Dışarıda yemek yerken kendinize özel çözüm önerileri geliştirin. Örneğin salata tüketiyorsanız 1 tatlı kaşığından fazla sos koymayın veya et yiyecekseniz 150 gr’dan fazla et tüketmeyin.  O gün dışarıda fazla kaçırdıysanız ertesi gün bunu dengelemelisiniz.
Meyve yemeyi unutmamak için çantanızda her zaman en az 3 porsiyon meyve taşıyın. Korkmayın bu sizin için çok ağır olmayacaktır. Yemediğiniz takdirde ödeyeceğiniz bedeller onların gramajlarından daha ağır olabilir. Unutmayın sevgi emektir ve sağlıkta kendiniz için yaptığınız en büyük yatırımdır.
Öncelikle kendinize gerçekleştirebileceğiniz ufak hedefler koyun. İlk hedefiniz Everest’in zirvesine çıkmaksa unutun gitsin. Yavaş ve emin adımlarla ilerlemek en doğrusu ve güvenilir olanıdır. Örneğin su içmiyorsanız ilk hafta su içerek başlayın, sonraki hafta meyve tüketimini arttırın ve sonra kurubaklagil yemeye başlayın.
Hayatınızda yaratacağınız küçük farklılıklar sizlere büyük mutluluklar yaşatacaktır. Hem sevdiklerinizle daha kaliteli zaman geçirmeye başlayacaksınız hemde kendinize verdiğiniz önem ve değer artacaktır. Güzel günler dileriz....

Harekete Geçmeye Ne Dersiniz?

Fiziksel aktivite yapmak çoğumuz için formda kalmanın en etkili yollarından biri. Ancak Form'da kalmak teriminin sizin için ne ifade ettiğini öncelikle ne ifade ettiğini belirlememiz gerekmektedir. Pek çok kişi formda olmayı fiziksel aktivite ile ilişkilendirerek yoğun günlük egzersizler olarak algılarken, bazıları da yağsız veya kaslı vücut yapısı veya 10 km'lik koşuyu bitirme yeteneği olarak algılamaktadır. Diğerleri ise, sadece hastalık ve diğer sağlık sorunlarına yakalanmama olarak düşünebilmektedir. Gerçekte formda olmanın doğru tanımı oldukça geniş içerikli olup kişiden kişiye göre değişmektedir. Formda olmak, optimal sağlık ve iyi olma duygusudur. Yani sağlığımızın en üst düzeyde olduğu durumdur da diyebiliriz. Ancak bu yazımızda sizlerle fiziksel aktivitenin vücudumuza ve onun çalışma hızına etkisini tartışacağız.

Hareketin herhangi bir türü ellinizi sallamak, başınızı çevirmek veya çiçek ekmek gibi faktörler enerji harcamasını gerektirir. Harcadığınız günlük enerjinin %30'u fiziksel aktivite için kullanılmaktadır. Fiziksel aktivite için gerekli olan enerji miktarını üç faktör belirler.: aktivite türü, şiddeti ve süresi. Besin tüketiminde olduğu gibi egzersiz çeşitlerinizde de çeşitliliğe, dengeye ve aşırıya kaçmamaya dikkat edin. Kalbiniz dahil tüm kaslarınızı verimli şekilde çalıştırabilecek değişik aktivitelerden yararlanın. Her aktivite türürnün değişik yararları olduğu için, egzersiz programınızı dengeleyin. Tam bir form kazanmak için, kardiovasküler dayanıklılığı ve esnekliği sağlayan, kas ve kemikleri güçlendirici egzersizlere ihtiyacınız olacaktır. Aşırıya kaçmadan formda kalmayı sağlayacak egzersizleri uygulayın.formda kalmak için her gün ağır egzersiz yapmak zorunda değilsiniz. Egzersiz önerileri çeşitlilik gösterse bile, sağlık uzmanları günlük yaşamınızda yaklaşık 30 dk kadar günlük egzersiz önermektedir. Hayatınızda yapacağınız küçük değişimler sizi sağlıklı ve zinde bir hayata hazırlayacaktır. Unutmayın kilo vermeniz için harekete geçmeniz gerekmektedir. Fiziksel olarak aktif bir yaşam tarzı, kalp sağlığından dayanıklı kemiklere ve stresten korunmaya kadar birçok olumlu sonuçlar verir. Çalışmalar, fiziksel olarak aktif olan kişilerin kilo vermede ve bunu korumada daha başarılı olduklarını göstermiştir. Fiziksel aktivite enerji yakar. Yaktığınız enerji miktarı, yaptığınız aktivitenin süresine sıklığına ve sürekliliğine bağlıdır. Aldığınız enerjiden daha fazlasını harcıyorsanız, vücunuzdaki enerji depoları harcanır ve kilo kaybetmeye başlarsınız. Günlük rutin yaşamınıza eklenen 30 dakikalık tempolu bir yürüyüşü düşünün. 60 kilogramlık bir kişiyseniz, günlük 110 kalori, 85 kilogramsanız 115 kalori harcarsınız. Bu da dört beş haftada 3500 kaloriye veya yarım kilogram vücut yağına eşittir. Fiziksel aktivite kas yapmanıza ve vücut yağından kaybetmenize yardımcı olur. Kilo vermek için uyguladığını bir diyet programında egzersiz yapmadığınız zaman, vücut yağıyla beraber yağsız vücut dokusundan da kaybedersiniz.fiziksel olarak aktif kişiler daha fazla yağsız vücut dokusuna sahiptirler. Hareket etmeseniz bile, yağsız vücut dokusunun korunabilmesi için yağlı vücut dokusuna oranla daha fazla enerjiye gereksiniminiz olur. Böylece, vücut yağı sizden daha fazla olan aynı kilodaki birisine kıyasla biraz daha fazla kalori harcarsınız. Egzersiz, bazal metabolik hızınızı, dursanız bile 12 saat süreyle hızlandırır. Dinlenme sırasında bile daha fazla enerji harcarsınız. Egzersiz, stresinizi azaltmaya yardımcı olabilir. Stres vücudunuzun ihtiyacı olmayan atıştırmaları ve kaloriyi daha fazla almanıza neden olabilir. Sıkı ve yağsız bir vücuda sahip olmak fiziksel aktivite sonucu, gevşek ve çelimsiz bir vücuda sahip olmaktan çok daha iyidir. Vücudunuzu yağsız ve yağlı dokudan oluşmuş bir paket gibi düşündüğünüzde , kaslarınız vücut yağınızda daha az yer kaplayacaktır. Fiziksel olarak aktif olmak sadece görünüşün iyi olması ile sonuçlanmaz, bunun yanında çok büyük bir kazançtır. Harekete geçmek için ne duruyorsunuz, asla geç kalmış sayılmazsınız! Vücunuz için yapacağınız her şey sağlığınız için yapmış olduğunuz bir yatırımdır. Her gün 24 saatten çaldığınız 30 dakika gelecekte toplanarak size sağlıklı uzun ömür için geri verilecektir. Sağlıklı günler diliyorum.

Kalsiyum'dan Zengin Bir Konu

Bu grubun içinde sütün dışında sütten elde edilen yoğurt, peynir, süzme peynir, yayık ayranı, dondurma, puding ve mikshake gibi besinlerde yer almaktadır. Süt, yoğurt ve peynir vücudumuz için gerekli kalsiyum ve riboflavinin (B2 vitamini) en iyi kaynaklarıdırlar. Kemik sağlığı için gerekli olan kalsiyum, süt grubu besinler tüketilmeden sağlanamaz. Bu gruptaki besinler aynı zamanda protein, fosfor, potasyum, A ve D vitamininin iyi kaynağıdırlar.

Süt grubu besinlerin yağ ve kolesterol içeriği değişkenlik göstermektedir. Yağsız süt %0.5 veya daha az oranda yağ içerir. Tam yağlı süt ise %3.25 oranında yağ içerir. Yağ içeriği azaltılmış olan süt ürünlerinde kolesterol içeriği de azdır. Yağ içeriğinden bağımsız olarak diğer besin öğelerinin kalsiyum, protein, fosfor ve D vitamini içerikleri aynen sabit kalır. Süt grubu besinlerinde iki tip şeker vardır: doğal olarak bulunan laktoz ve sonradan eklenen şekerler. Süt ürünlerine sonradan eklenen şekerler genelde dondurma, aromalı yoğurt ve süt gibi ürünlerde lezzeti arttırmak amacıyla katılmaktadır. Bu grupta tereyağı, krema, krem peyniri ve ekşi krema gibi besinlerde yer almaktadır. Bu ürünler, homojenize edilmemiş sütten doğal olarak ayrılan krema kısmından elde edilirler. Süt grubu besinlerin aksine bu tür besinler çok az miktarda mineral, vitamin ve protein içerirler. Çoğu kişi, süt grubu besinleri ihmal etmektedirler. Besin piramidi günde iki ila üç porsiyon süt grubu besinlerin tüketimini önermektedir. Ancak bazı özel durumlarda bu miktarı arttırmak gerekmektedir. Örneğin hamileler, emzikli anneler, yaşlılar, 24 yaş altındaki yetişkinler ve menopoz dönemindeki yetişkinler kalsiyum gereksinimi için daha fazla miktarda tüketmelidirler. Bir porsiyon miktarları ise 200 ml süt/yoğurt bir porsiyon süt grubuna eşittir.

Piramit Önerileri:

Kalsiyum ihtiyacınızı göz önünde tutarak, yemeklerinizde süt grubunda yer alan besinleri bulundurmaya dikkat edin: kahvaltılık tahıl ürünleriyle süt, sandviç arasında peynir, sebzelerin yanında yoğurt, sütlü kahve, salata ve çorbaların üzerine rendelenmiş peynir gibi.

Atıştırma yaptığınızda kalsiyumdan zengin süt ürünlerini tercih edin. Yoğurt, süt ve peynir oldukça uygun seçeneklerdir. Tatlı olarak dondurulmuş yoğurt veya puding denenebilir.

Krema yerine yağsız veya az yağlı süt tozu kullanın.

Krema yerine yağsız veya az yağlı süt tozu kullanın.

Smetena (ekşi krema) yerine süzme peynir veya az yağlı sade yoğurtlu tarifeleri kullanın.

İçecek olarak ayranı tercih edin. Yağsız veya az yağlı yoğurttan yapılmış olabilir.

Güne, bir süt ürünüyle başlayın: kahvaltının yanında bir kase yoğurt veya bir kutu meyveli yoğurt olabilir.

Güne, bir süt ürünüyle başlayın: kahvaltının yanında bir kase yoğurt veya bir kutu meyveli yoğurt olabilir.

Dışarıdan ısmarladığınız yiyeceklerin yanında bir kutu süt de alabilirsiniz.

Su'dan Sebepler

Su insan yaşamı için havadan sonra gelen en önemli ihtiyaç maddesidir ve beslenmemizin vazgeçilmez bir parçasıdır. İnsan, besin almadan haftalarca canlılığını sürdürebildiği halde susuzluk durumunda ancak birkaç gün yaşayabilir. İnsan vücudunun su içeriği yaşa ve cinsiyete göre %42 ile 75 arasında değişmekle birlikte yetişkin insan vücudunun ortalama %60'ı sudur. Vücut fonksiyonlarının yürütülmesinde, metabolizmanın dengesinin sağlanmasında ve vücutta pek çok biyokimyasal reaksiyonun gerçekleşmesinde su son derece önemli rol oynamaktadır.

İnsan vücudunun her yerinde gerçekleşen tüm fonksiyonlar (hücre içinde ve dışında) sulu bir ortamda gerçekleşir. Su, vücut sıcaklığını genelde 37 derece de tutarak düzenler. Özellikle fiziksel aktivite gibi bir çok vücut fonksiyonunda ısı üretilir. Terleme yoluyla deriden buharlaşan su ile vücuttan sıcaklık atılmaktadır.

Genel bir kural olarak, vücutta oluşan zararlı maddelerin atımını sağlamak ve vücut sıvı dengesini koruyabilmek için 8 - 10 bardak (2,5 Litre) su tüketilmesi önerilmektedir.
İnsanlar su ihtiyaçlarını genelde; içecekler, besinler ve metabolizma olmak üzere üç kaynaktan sağlarlar. Besin içerisinde bulunan besin öğelerinin yakılması sonucunda da su oluşur. Diyette proteine göre karbonhidrat ve yağın yüksek olması metabolik suyu arttırır. Yediğimiz besinler ve içecekler yoluyla da vücudumuza su sağlarız. Mesela sebze meyvelerin %85-90'ı, bir su bardağı sütün %90'ı sudur. Gün içerisinde içtiğimiz çay, kahve, soda vs. içecekler ile de sıvı almaktayız. Ancak kafein içeren kahve, çay gibi içecekler sıvı ihtiyacını karşılasa da uygun su kaynakları olarak sayılmazlar. Çünkü kafein içeren bu içecekler içildiğinde su alırız ama idrar artırıcı etkisinden dolayı daha fazla idrar çıkışı yaptıracağından fazla da sıvı kaybederiz.
Alınan su öncelikle böbreklerden idrar ile atılır. Ayrıca cilt yolu üzerinden terle ve Akciğerler üzerinden soluduğumuz hava ile de su kaybederiz.

Su tüketimini arttırmanız gerekiyorsa...

gün içerisinde kahve araları yerine su arası verin. Bilinçaltınızda birşeyler içme isteğiniz varsa masanızda bir kupa su bulundurun.

Yemeklerinizde ve ara öğünlerinizde suya önem verin.

Ara öğünlerinizde kendinizi meyve suyu, süt veya su ile canlandırın.

Partilerde veya diğer sosyal aktivitelerde alkol yerine mineralli su için.

Özellikle soğuk havalarda aktivite öncesi sırası ve sonrasında su için. Egzersiz sırasında her 15-20 dakikada bir 125-250 ml kadar su tüketin. Susamayı beklemeyin. Seyahatlerinizde yanınızda su bulundurun, ayrıca dışarı çıktığınızda çantanızda mutlaka suyunuz olsun.

Uçak seyahatleri dehidrasyona neden olur. Bu durumlarda bol sıvı tüketmeye özen gösterin.

Dyt. Aslı İçingür

Mevsimine Göre Muamele

AKLINIZA GELİPTE SÖYLEYEMEDİKLERİNİZ
Bizler toplum olarak her şeyi mevsimine göre tüketen bir yapıya sahibiz. Mevsimine göre meyve, sebze, mevsimine göre aşk ve tabiî ki asıl mesele mevsimine göre diyet. Örneğin kimilerine göre ilkbahar mevsimi zayıflamak ve fit olmak için bulunmaz bir fırsattır. Kafalarda matematik hesabı yapılır yaza 4 ay var, hızlı bir detox yapsam ayda 10 kilodan vallahi hallederim bu işi deriz… Ama gelin görün ki evdeki hesap çarşıya uymaz her zaman.


Kış aylarında dilediğimizce beslenerek vücudumuzun sağlığını hiçe sayarız ve sonrasında baharda onunla barışmaya karar veririz. Ona karşı dengeli davranışlar sergilemeyiz, ancak sanmayın ki vücudunuz size her zaman cömert davranacak. Hayatın bir dengesi ve dinamikleri vardır. Bu dinamiklerin başında dengeli bir hayat sürmek, sağlıklı beslenmek, zevk aldığın işi yapmak ve sevmek gelir, ki son madde en büyük parçalardan biridir. Siz bunlardan birini eksik yaptığınızda o muhteşem denge bozulur ve fiziksel sinyallerle fazla kilolar olarak size geri döner.


Peki biz ne zamana kadar böyle devam edeceğiz? Yılın altı ayı kirlenerek 6 ayıda o kirlerinizi temizlemek için uğraşarak mı geçirmek istiyorsunuz? Bence siz hep temiz kalın. Tabi burada beden temizliği değil zihin ve ruh temizliğinden bahsediyorum. Çünkü inanın onlar ile barışmadığınız sürece zayıflamanız sadece 3 ay göreceğiniz bir rüya şeklinde olacaktır. Gelin biz bu gidişatı değiştirelim ve size bambaşka bir beslenme karakteri yaratalım. Her şey sağlam bir karakterle başlar ve bunu beslenme uzmanınız ve siz bir ekip olarak yürütebilirsiniz.
Çoğunluğumuz ilk olarak aklına gelen birkaç soruyu cevaplamak istiyorum.


Soru 1: Sağlıklı beslendiğimizi nerden anlayabiliriz?
Cevap: tabağınızı 5 parçaya ayırmayla başlayalım tabi bunun için mezura ve cetvele ihtiyacınız yok. Birinci kısımda, taze sebze, meyve ya da salata yer alacak. İkinci kısımda, karbonhidrattan zengin; tam tahıllı ekmek, kahverengi pirinç veya bulgur, yulaf veya makarna yer alabilir. 3. Kısımda doku yapımını arttıran proteinden zengin besinler, et, balık, yumurta veya kurubaklagiller(nohut, kurufasulye, mercimek) olabilir.  4. Kısımda, kemik yapımı ve korunması için gerekli kalsiyumu içeren besinlerden yoğurt, süt veya peynir yer alabilir. Son olarak 5. Kısımda ise ki bu en ufak parçaya sahip olan yer; çikolata, dondurma, kek veya ev yapımı kurabiyeler yer alabilir. Dikkat ettiyseniz sağlıklı resmin içinde son guruptaki tatlılarda mevcuttur. Çünkü hayatın paletinden tek rengi bile çıkarsanız tüm ara renkler değişebilir ve resim eksik kalır. İşte beslenmede de aynen bu şekilde her besin grubundan ihtiyacınız olduğu miktarda tüketmelisiniz. Peki, bu ihtiyacı kim mi belirliyor tabiî ki siz! Aşırı yediğimde de ben belirlemiş oluyorum diyeceksiniz orada işe nefsiniz giriyor. İşi nefsinize bırakmayacaksınız öz benliğiniz ve bilinciniz bu konuda yetkili kişi olmalıdır.


Soru 2: Baharda güzel bir detoxla güzel bir bahar temizliği yapsakta tüm ağırlıklarımızdan kurtulsak olmuyor mu efendim?
Cevap: vallahi olmuyor. Keşke olsa sizde zayıflamak için bu kadar uğraşmasanız. Vücudun en başta en büyük detoksifikasyon organı karaciğerdir. O sizin için süpürüp temizler vücudunuzu, sonrasında böbrekleriniz süzülümü gerçekleştirerek atıklardan kurtarır en sonunda da bağırsaklarınız boşaltımla sizi hafifletir. Alın işte size ömürünüzün sonuna kadar temizliği sizin için yapacak en cefakâr makineniz, o da VÜCUDUNUZ. Tabi bu söylediklerim sağlıklı bir birey için geçerlidir her zaman. Siz bol sebze ve meyve (ki bu günlük olarak 6-7 porsiyon olacak biçimde hesaplanmalıdır), lifli gıdalar tüketirseniz, ayrıca yukarıda sıraladığım düzende yemeklerinizi miktarlarına göre ayarlarsanız, sağlıklı olmamanız için hiçbir nedeni geride bırakmazsınız.


Soru3: Diyet yapmak beni hep acıktırıyor. Doyuran bir diyet yok mudur?
Cevap: Elbette vardır. Siz yeter ki sağlıklı beslenmeye niyetli olun biz uzmanlar olarak sizleri yedirmeye hazırız.
Şimdi siz en iyisi elinizdeki mezuraları tartıları bir kenara bırakın, baharın muhteşem havasını içinize çekin ve sağlıklı beslenebileceğinize öncelikle siz inanın. Gerisi biz diyetisyenler için en kolayı olacaktır. Sağlıklı beslenme bilinci önce zihinde başlar davranış biçmine dönüşür ve yaşam şekli olur. Hepinize sağlıklı günler diliyorum.:)

Hormonlu Yaşamak Mı Hormonla Yaşamak Mı?

Gelişen teknoloji ve değişen yaşam koşulları bize sürekli yeni ürünler yeni lezzetler sunmaya devam ediyor. Modern yaşamın gelişmesiyle artan alışveriş merkezlerinde daha önce bilmediğimiz görmediğimiz birçok bitkisel ürünle karşılaşıyoruz. Bazı besinlerin görüntülerinin kusursuzluğu başımızı döndürse de tatlarına baktığımızda hayal kırıklığı yaşayabiliyoruz. Bazıları bildiğimiz tat ve lezzeti taşımıyorlar. Hepimiz tedirgin oluyoruz. Çünkü medyada haberlerde hep aynı şeyleri dinliyoruz: Hormonlu besinler sağlık açısından oldukça zararlıdır! Daha önce belleklerimize yer etmiş, hormonlu ürün tanımlarını anımsıyoruz.; “Elmaya bak , nasıl da büyük, biçimsiz; ya domatese ne demeli, içleri sulu, çekirdeği de yok. Çekirdeksiz üzümler, bitişik salatalıklar, yapışık kirazlar, erikler. Bu bitkileri bu hale getiren hormonlardır denmişti. Kimyasal maddeler, genetiği değiştirilmiş ürünler derken kafamız karışıyor. Peki, bunların birbirinden farkı ne? Bir kavram kargaşası içinde buluyoruz kendimizi. Dolayısıyla adını sıkça duyduğumuz hormonun kimyasal madde olduğunu, genetiği değiştirilmiş ürünleri de o hale getirenin hormon olduğunu sanıyoruz. Çözüm olarak kendimize sunduklarımıza gelince: kimisi kilosu 1 milyondan domates alacağına, beş mislini verip, hormonsuzunu aldım demenin keyfini yaşıyor. Aslında bunların hepsi gereksiz, çünkü hormonların bitkiler üzerinde hiçbir olumsuz etkisi bulunmuyor. Aksine, bir bitkinin var olması hormonlar sayesinde olası. Yani yıllar yılı afiyetle yediğimiz her meyvenin sebzenin evlerimizde bahçemizde yetiştirdiğimiz süs bitkilerinin, sokaktaki ağaçların, kısacası bitkilerin var olması için hormonlar kesinlikle gerekiyor. Bir tohumun çimlenmesinde, uzayıp genişlemesinde, farklılaşıp olgunlaşmasında hep hormonlar rol oynuyor. Yani hormon bitkilerin doğasında var aynı insanlarınki gibi… Yani insan sağlığı açısından hiçbir risk taşımıyor. Zaten sağlığımız açısından bu kadar risk taşısaydı, insanların besin olarak sebze meyve kullanmaması gerekiyordu. O halde kafamızdaki tüm tanımları silip doğrusunu öğrenmemiz gerekiyor. Bitki hormonları, bitkinin bünyesinde doğal olarak oluşurlar, bitkinin büyüme ve buna bağlı fizyolojik olaylarını kontrol ederler, bitkinin farklı organlarında sentezlenirler ve çok düşük konsantrasyonda bile etkinlik gösterebilirler. Artık tanıyamaz hale geldiğimiz sebze ve meyvelerimizse, ıslah edilen yeni çeşitlerin ve yetiştiği yerdeki çevre ve kültür koşullarının etkisiyle( gübrelemeden, toprak yapısından, aşırı sıcak ve soğuklardan), döllenme yetersizliğinden ve yanlış uygulanmış tarımsal ilaçlar nedeniyle kolaylıkla bu görünümü kazanmış olabiliyor. Örneğin, genleriyle oynanmış sebze meyveler daha büyük, daha gösterişli ve dayanıklı hale geliyor gelmesine; ama et sertliğinin artması ve şeker oranının azalması nedeniyle bu ürünlerin gerçek tatları, lezzetleri azalıyor. Bu durumun hormon kullanımıyla hiçbir ilgisi bulunmuyor. İki bacaklı havucu da o hale getiren hormon değil. Havuç bulunduğu toprakta büyürken toprakta bir taş parçacığına rastlarsa, ikiye bölünüp büyümeye devam ediyor. Sonuçta da iki bacaklı olarak karşımıza çıkıyor. Şaşırdınız değil mi? Bir şeyi enine boyuna araştırmadan emin olmamak gerekiyor açıkçası.
Bitkilerde doğal olarak bulunan hormonlarla beraber, bitkilerde doğal olarak bulunmasada hormonların yaptıkları etkilere benzer etkiler gösterebilen, yapay olarak elde edilebilen farklı kimyasal maddeleride içeren tüm maddelere “bitki büyüme düzenleyicisi” denir. Bizleri bitkisel besinler açısından riske sokansa, önerilen dozda ve yöntemlerle kullanılmayan tarımsal ilaçlar. Bu ilaçların biz tüketicilere ulaşması da en yaygın biçimde, bitkisel ürünlerimizin üzerinde bulunan ilaç kalıntılarıyla oluyor. Artık hepimizin kafasındaki düşüncelerin değiştiğini düşünüyoruz. Dikkat edilecek husus sebze ve meyvelerimizi bol suyla yıkayarak tam anlamıyla hijyenini sağlamaktır. Hepinize bol sebze meyve tüketimli günler diliyorum…J

Ramazan Geldi Gümbür Gümbür

Bu yıl bizi en sıcak ve uzun günlerde yakalayan ramazan yine çaldı kapımızı. Bu zamana kadar uygulanan diyetler verilen kilolar kar kaldı yanımıza. Hem ruhumuzu hem bedenimizi dinlendireceğimiz bu aylarda doğru beslenme tiyolarıyla zorlukları biraz olsun hafifletebilirsiniz. Ramazanla birlikle kilo vermek zorlaşacaktır çünkü metabolizma açlık durumunda yavaşlamaya başlayacaktır. Bundan dolayı bu aylarda konsantrasyonumuzu zayıflamak yerine kilo almamaya yönelterek yeterli ve dengeli beslenmeye gayret etmeliyiz. Öncelikle sizlere doyum sisteminden bahsederek konunun en temel kısmını açıklamak istiyorum;


Yiyeceğe ihtiyaç duymamızın temelde bir tek nedeni vardır; bu hayati fonksiyonlarımızı yerine getirebilmek için ihtiyacımız olan enerjiyi sağlamak. Uzun süre bir şey yemediğinizde organların fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için vücut enerji kaynağına ihtiyaç duyar. Uzun açlık döneminde tüm glikoz depoları tükenir ve sonra yağ dokusunun kapısı çalınır. Yağ dokusu sayesinde iyi bir sahur vücudun iftara kadar lokomotifi olabilir.  Eski çağlardan bu güne kadar ilk insanla başlayan serüvende vücutta kendini doyurma içgüdüsü vardır. Ramazan da başa çıkmamız gereken bu içgüdü için çok temel bazı kurallardan bahsedeceğim:


“SAHUR” OLMAZSA OLMAZ
14-15 saatlik açlığa dayanabilmek için sahura öğününü atlamamak oldukça önemlidir. Unutmayın bu dönemde vücut için gerekli mineral ve vitaminler, bize musade biz biraz dinlenelim demezler. Yine onlara ihtiyaç vardır hatta her zamankinden daha fazla da diyebiliriz. Bundan dolayı doyurucu bir sahur oldukça önemlidir. Burada kahvaltı öğünü temel alınmalıdır. Bunun yanında kaliteli yağ alımını önemli buluyorum çünkü 2 ceviz, 10 fındık veya 7 badem yediğinizde beyninize tok olduğunuz sinyalini göndererek hormon sisteminize hile yapabilirsiniz. Sonuçta beyin mideyi yavaşlatır ve buda dayanma gücünüzü arttırır. Peynir, süt ya da yoğurt, yumurta, meyve, pekmez, tam tahıllı veya tam buğday ekmeği, kahvaltılık gevrekler sahur için en ideal seçeneklerdir.


ŞEFFAF BİR KONU “SU”
Uzun süreli açlık döneminde vücut her zamankinden daha fazla suya ihtiyaç duyacaktır o yüzden yemek yiyebildiğimiz sabah ve akşam öğününde su tüketimini en az 1,5-2 lt olarak belirlemeliyiz.. Sahurda en az 500 ml kadar su tüketimi önemlidir. Bu dönemde doğal maden suyuna da ağırlık verilebilir çünkü içeriğindeki mineraller vücudun asit baz dengesini koruması için önemlidir. İftara başlamadan önce bir bardak sudan fazlasını tüketmek sakıncalı olabilir çünkü mideyi suyla doldurunca iştahı azaltarak yeterli protein ve besleyici besin öğelerini tüketemememizi  sağlayabilir. Ancak yemekten sonra yarım saat aralarla birer bardak su içilmelidir.


LİF TÜKETİMİ ÇOK ÖNEMLİ
Lif bu dönemin sihirli sözcüğüdür. Ayrıca sindirim sistemimiz için oldukça önemlidir. Midemizin boşalmasını geciktireceğinden bizi daha uzun süre tok tutar. Sonuç olarak daha uzun süre doyum duygusu ve iştah bastırıcı sinyallerin artışını sağlar. Günde 30 gr lif yemeniz gerekirken, asıl amaç sabahları depoyu doldurmaktır. Bu sayede bütün gün daha dinç ve tok olabilirsiniz. Kahvaltı gevrekleri (ancak şeker oranına dikkat), yulaflı musliler, meyve, tam tahıllı ya da tam buğday ekmekleri kahvaltıda başlıca tüketebileceğiniz lif kaynaklarıdır. Ayrıca bir orta boy elmada da bol miktarda lif bulunur


YEMEK YEME SÜRESİ VE ŞEKLİ
Tüm bu öneriler iyi hoş ancak elimizde yemek yemek için çok kısa süreler var diyeceksiniz. Burada dikkat edilecek husus sahura, yarım saat vaktiniz kala kalkmamanız. Yemek yemek için en az 1-1,5 saat vaktiniz olmalıdır. Çok hızlı yemek yemek beyne tokluk sinyalini iletmesi yavaşlayacaktır. Çünkü beyin doyma sinyalini yemekten 15-20 dakika sonra verecektir. İftarda ilk 10 dakikada masayı silip süpürürseniz ciddi mide sorunları, reflü ve kilo problemini beraberinde getireceksiniz. İftarda çok ağır yemekler yemekten kaçınmalısınız hamur işleri ve şarküteri ürünleri bu dönemde dikkat edilmesi gereken unsurlar. Buradaki bir başka kritik nokta ise iftarla sahur arasını parçalara bölebilmek tüm besinleri tek bir öğünde tüketemeyiz bundan dolayı iftar sonrası 2 ara öğün yapmak önemlidir. Sonuç olarak öğününüzü yavaş ve küçük lokmalarda tüketmeli yemek yeme saatlerini yaymalısınız. Yavaşlayın ve vücudunuza ve ruhunuza zaman verin.


BİBER EKLEYİN
 Beslenme programlarında güne başlarken 1 adet kırmızıbiber tükettiriyorum. Bunun nedeni kilo vermelerini hızlandırmak değil. Kırmızıbiber tükettiğinizde günün ilerleyen zamanlarında yiyecek tüketimi azalacaktır. Bunun nedeninin içinde bulunan kapsaisin maddesi olduğu düşünülmektedir. Bağırsaklardan beyne ulaşan duygusal bilgi akışını da yavaşlattığı için iştahı düşürmekte etkili olduğuna inanılmaktadır. Kapsaisin, beyne giden aç olma mesajını yavaşlatır.


DİKKAT TEHLİKELİ YAŞ SINIRI
Bu dönemde belli yaş guruplarının oruç tutması oldukça sakıncalıdır. Tabi buna bir de kronik hastalıklar ve metabolizma hastalıkları eklenince de bu durum mudahele edilmesi zorunlu bir hal alıyor. Büyüme çağındaki çocukların (özellikle 7-15 yaş aralığındakiler), yeterli protein, kalsiyum ve vitamin mineral alamayacaklarını düşünerek oruç tutmalarını önermemekteyim. Buna ek olarak diyabet hastaları, tansiyon ve kalp hastaları için de bu dönem vücut insülin metabolizmasını etkileyen bir olay olduğundan sağlıkları için sakıncalıdır. Özellikle ramazan aylarında artan kalp spazmı sayısını göz önünde tutmalarını öneririm.


HAREKETE GEÇİN
Bu dönemde uzun süren açlık döneminden dolayı yavaşlayan metabolizma hızı kilo almamız için bize sağlam bir zemin hazırlar. Bundan dolayı iftardan 1 saat sonra en az 30dk hafif tempolu yürüyüş yapmak, yüzmek, yoga ya da pilates yapmak sağlığımız için oldukça yararlıdır. Yapılan egzersiz kendinizi yormadan rahatsızlık hissetmeyeceğiniz oranda olmalıdır. Bütün gün yatarak hiç hareketsiz iftarı bekleyerek geçirilen bir Ramazan amaca hizmet etmeyecektir.


HAMİLELER VE EMZİKLİLER DİKKAT
Hamilelik ve emziklilik dönemlerinde kadınların enerji, vitamin ve mineral ihtiyaçları artacağından bu dönemde oruç tutmak oldukça risklidir. Özellikle gebelikte 3. Aydan sonra kan şekerinde inişler ve çıkışlar olacaktır bundan dolayı az az ve sık sık beslenmek önerilir. Oruç tutan annenin iyi beslenmemesi; kansızlık, halsizlik, sinirlilik, diş kaybı, mide rahatsızlıkları, düşük doğum ağırlığında bebek dünyaya getirme gibi sonuçlar doğurabilir. Ayrıca oruç ile ilgili yapılan bir araştırma, oruç tutan annelerin amniyotik sıvısında ve çocuk hareketlerinde bir azalma olduğunu göstermiştir. Emziklilik döneminde oruç tutmak ise sütün azalması kaliteli süt üretilememesi gibi bazı riskler taşımaktadır. Ancak her iki gurupta illa oruç tutacağım diyorsa mutlaka doktoruna danışıp, riskleri tartışılmalıdır.
Görüldüğü gibi zorlu bir süreç bizleri bekliyor. Yukarıda verdiğim beslenme prensiplerine uyulduğu takdirde bu ramazanı daha kolay geçireceksiniz. Unutmayın bu sadece beden için değil aynı zamanda ruhunuz için de sınav olan bir dönem olacaktır.

Aklınıza Gelipte Söyleyemedikleriniz

Bizler toplum olarak her şeyi mevsimine göre tüketen bir yapıya sahibiz. Mevsimine göre meyve, sebze, mevsimine göre aşk ve tabiî ki asıl mesele mevsimine göre diyet. Örneğin kimilerine göre yaz mevsimi zayıflamak ve fit olmak için bulunmaz bir fırsattır. Kafalarda matematik hesabı yapılır, hızlı bir detox yapsam ayda 10 kilodan vallahi hallederim bu işi deriz… Ama gelin görün ki evdeki hesap çarşıya uymaz her zaman.


Kış aylarında dilediğimizce beslenerek vücudumuzun sağlığını hiçe sayarız ve sonrasında baharda onunla barışmaya karar veririz. Ona karşı dengeli davranışlar sergilemeyiz, ancak sanmayın ki vücudunuz size her zaman cömert davranacak. Hayatın bir dengesi ve dinamikleri vardır. Bu dinamiklerin başında dengeli bir hayat sürmek, sağlıklı beslenmek, zevk aldığın işi yapmak ve sevmek gelir, ki son madde en büyük parçalardan biridir. Siz bunlardan birini eksik yaptığınızda o muhteşem denge bozulur ve fiziksel sinyallerle fazla kilolar olarak size geri döner.


Peki biz ne zamana kadar böyle devam edeceğiz? Yılın altı ayı kirlenerek 6 ayıda o kirlerinizi temizlemek için uğraşarak mı geçirmek istiyorsunuz? Bence siz hep temiz kalın. Tabi burada beden temizliği değil zihin ve ruh temizliğinden bahsediyorum. Çünkü inanın onlar ile barışmadığınız sürece zayıflamanız sadece 3 ay göreceğiniz bir rüya şeklinde olacaktır. Gelin biz bu gidişatı değiştirelim ve size bambaşka bir beslenme karakteri yaratalım. Her şey sağlam bir karakterle başlar ve bunu beslenme uzmanınız ve siz bir ekip olarak yürütebilirsiniz.


Çoğunluğumuz ilk olarak aklına gelen birkaç soruyu cevaplamak istiyorum.


Soru 1: Sağlıklı beslendiğimizi nerden anlayabiliriz?
Cevap: tabağınızı 5 parçaya ayırmayla başlayalım tabi bunun için mezura ve cetvele ihtiyacınız yok. Birinci kısımda, taze sebze, meyve ya da salata yer alacak. İkinci kısımda, karbonhidrattan zengin; tam tahıllı ekmek, kahverengi pirinç veya bulgur, yulaf veya makarna yer alabilir. 3. Kısımda doku yapımını arttıran proteinden zengin besinler, et, balık, yumurta veya kurubaklagiller(nohut, kurufasulye, mercimek) olabilir.  4. Kısımda, kemik yapımı ve korunması için gerekli kalsiyumu içeren besinlerden yoğurt, süt veya peynir yer alabilir. Son olarak 5. Kısımda ise ki bu en ufak parçaya sahip olan yer; çikolata, dondurma, kek veya ev yapımı kurabiyeler yer alabilir. Dikkat ettiyseniz sağlıklı resmin içinde son guruptaki tatlılarda mevcuttur. Çünkü hayatın paletinden tek rengi bile çıkarsanız tüm ara renkler değişebilir ve resim eksik kalır. İşte beslenmede de aynen bu şekilde her besin grubundan ihtiyacınız olduğu miktarda tüketmelisiniz. Peki, bu ihtiyacı kim mi belirliyor tabiî ki siz! Aşırı yediğimde de ben belirlemiş oluyorum diyeceksiniz orada işe nefsiniz giriyor. İşi nefsinize bırakmayacaksınız öz benliğiniz ve bilinciniz bu konuda yetkili kişi olmalıdır.


Soru 2: Baharda veya yazın güzel bir detoxla güzel bir temizlik yapsakta tüm ağırlıklarımızdan kurtulsak olmuyor mu efendim?
Cevap: vallahi olmuyor. Keşke olsa sizde zayıflamak için bu kadar uğraşmasanız. Vücudun en başta en büyük detoksifikasyon organı karaciğerdir. O sizin için süpürüp temizler vücudunuzu, sonrasında böbrekleriniz süzülümü gerçekleştirerek atıklardan kurtarır en sonunda da bağırsaklarınız boşaltımla sizi hafifletir. Alın işte size ömürünüzün sonuna kadar temizliği sizin için yapacak en cefakâr makineniz, o da VÜCUDUNUZ. Tabi bu söylediklerim sağlıklı bir birey için geçerlidir her zaman. Siz bol sebze ve meyve (ki bu günlük olarak 6-7 porsiyon olacak biçimde hesaplanmalıdır), lifli gıdalar tüketirseniz, ayrıca yukarıda sıraladığım düzende yemeklerinizi miktarlarına göre ayarlarsanız, sağlıklı olmamanız için hiçbir nedeni geride bırakmazsınız.


Soru3: Diyet yapmak beni hep acıktırıyor. Doyuran bir diyet yok mudur?
Cevap: Elbette vardır. Siz yeter ki sağlıklı beslenmeye niyetli olun biz uzmanlar olarak sizleri yedirmeye hazırız.


Soru4: Metabolizmamı hızlandırmak için ne yapmalıyım?
Cevap: Metabolizmayı hızlandıran sihirli bir besin yoktur öncelikle bunu belirtmeliyim. Kas kütlesini arttırmamız şarttır. Buda düzenli egzersiz ve proteini yeterli bir diyetle mümkündür. Ancak bu koşulda metabolizmamız hızlanabilir. Buna ek olarak yapılan bazı çalışmalar günlük olarak düzenli yeşil çay tüketiminin metabolizma hızını belirli bir miktar arttırdığı gözlenmiştir. Aynı zamanda antioksidan etkisinden dolayı da tercih edilebilir. Bol miktarda su tüketimi, sebze ve meyveyi düzenli tüketmek vücudun iyi çalışması için bir etkendir.


Soru5: Hedeflediğim kiloyu son 5 yıldır hiç tartıda görmedim o kiloya düşmem imkansız değil mi?
Cevap: Kesinlikle değil. Öncelikle hayatımızdan “çok zor”, “imkânsız”, “ben yapamam” gibi olumsuz kelimeleri çıkartmalıyız. Bunlar bilinçaltınızda zannettiğinizden de büyük bir etki göstererek zayıflamanızı bloke ediyor. Siz size düşeni yeter ki yapın ve sağlıklı kilo aralığına düşeceğine inanın geri kalanını beslenme uzmanınız halledecektir.

Omega Mucizesi

1)Balık (somon, ton, alabalık, ringa, uskumru), ceviz, kanola yağı, keten tohumu ve yeşil yapraklı sebzeler gibi omega-3 yağlarından zengin yiyecekleri tüketin veya omega-3 desteği alın:
Son yıllarda yapılan araştırmalar, omega-3 yağlarından zengin beslenmenin kalp-damar hastalıklarına karşı koruyucu etkisi olduğunu göstermiştir. Bu tarz beslenme doymuş yağ alımını azaltarak diyette doymamış yağ asidinden zengin beslenmeye olanak sağlamaktadır. Bu da birçok kronik sağlık probleminin önlenmesinde (diyabet, kalp-damar hastalıkları, romatizmal problemler gibi) büyük bir adımdır.
 
2)Temel yağ asidi olarak zeytin ve kanola yağı gibi tekli doymamış yağ asitlerinden zengin yağları kullanın:
Bu tarz beslenme vücudumuzda inflamasyonu önleyerek bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlayacaktır. Ayrıca hücre çeperlerinin sağlığını da koruyarak kötü kolesterolün (LDL) artmasını engelleyecektir.
 
3)Günde 6 porsiyon sebze meyve tüketin:
Böylece günlük ihtiyacımız olan posa, vitamin ve mineral ihtiyacımızı karşılayarak. Kolon ve bağırsak sağlığına katkıda bulunarak vücudumuzun direncini arttırmış olacağız.
 
4)Bezelye, fasulye ve kuruyemişler gibi daha fazla bitkisel protein içerenleri tüketin:
Bitkisel protein kaynaklarını tüketerek doymuş yağ oranını azaltabiliriz. Ancak burada hayvansal kaynaklı besinleri de tüketmemiz oldukça önemlidir. Vücudumuzda üretilmeyen elzem aminoasitlerin alımında kaliteli protein kaynakları önem taşımaktadır (yumurta, kırmızı et, tavuk, balık gibi). Haftada en az 3 kez de bitkisel kaynaklı protein tüketimine önem verilmelidir.
 
5)Yağsız et veya az yağlı süt ve ürünlerini seçerek doymuş yağ asitlerinden kaçın:
Bu şekilde LDL kolesterolünün artışını önleyerek kalp dama hastalkları riskini önlemiş olacaksınız.
 
6)Mısırözü, aspur, ayçiçeği, soya ve pamuk yağları gibi omega-6 yağ asitlerinden zengin bitkisel yağları belli miktarlarda kullanmaya özen gösterin.
 
7)Margarin, hazır yiyecekler, kızartmalar, hazır pastalar, ayaküstü yiyecekleri azaltarak trans yağ asitleri alımını azaltın:
Bu tip yiyecekleri beslenme alışkanlığı haline getirdiğimiz takdirde, vücudumuzda zararlı maddeler artarak ileriki dönemlerde, kanser,

Emziklilik Döneminde Süt Arttıran Beslenme Şekli

Dünya üzerinde mucizelere inanmayanlar için gösterilecek en büyük kanıt ve Tanrı’nın yeryüzündeki en masum temiz ve sevgi dolu varlıkları bebeklerdir. İlk tohumun ana rahmine düşmesiyle başlar uzun serüven. Her anı her dakikası özenle, özveriyle ve sevgiyle pekiştirilmesi gereken bu süreçte sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek sizin elinizdedir ve bunun ön koşulu sağlıklı beslenip iyi bir ruh haline sahip olmanızdır.
 İşte o gün geldi, mis kokulu adeta cennetten sizi ziyarete gelen meleğinizi aldınız kucağınıza belki de dünya üzerinde şimdiye kadar hiçbir his sizi bu kadar duygulandırıp mutlu etmemişti. Bu yazımda sizlerle emzirme sürecini daha iyi nasıl yönetebileceğimizi ve yiyeceklerden nasıl maksimum fayda sağlayabileceğimizi anlatacağım. Sonrasında ise sizin için Sihirli Süt Menüsü hazırlayacağız. Haydi başlayalım…
Öncelikle şunu unutmayın bu dönem de hamilelik sürecindeki gibi psikolojik değişimlerinizin sizi derinden etkilediği önemli bir süreçtir. Mutlu bir anne olmanız, bol bol süt salgılayabileceğinize kendinizin inanması her şeyden daha önemlidir. Unutmayın, mucize olan sizsiniz! Buna yürekten inandıktan sonra yediğiniz her besin vücudunuzda adeta sihirli bir dolaşıma karışarak bebeğiniz için gerekli ve sağlıklı miktarda sütü size verecektir.
Emziren annelerin bu dönemde ihtiyacı olan şeyler yeterli miktarda vitamin, protein, mineral ve esansiyel yağ asitleri içeren yiyeceklerdir. Eğer bu dönemde sütünüzde yeterli miktarda besin öğeleri bulunmuyorsa bebeğiniz sizin depolarınızdan bu ihtiyacını karşılayacaktır çünkü onun tek besin kaynağı sizin sütünüzdür. Bunu yaparken de kemiklerinizde depolanan kalsiyumdan faydalanacaktır. Bunun anlamı kalsiyumdan yeterli besin tüketimi sizin ve bebeğiniz için oldukça önemlidir. Bu dönemde günlük ekstradan 550 mg kalsiyuma ve 350 mcg A vitaminine ihtiyacınız olacaktır.
Günde 3-4 porsiyon süt, yoğurt veya ayran, koyu yeşil yapraklı sebze tüketimi ve yağlı tohumlar gerekli olan kalsiyum ihtiyacı için oldukça önemlidir.
Emziklilik konusunda önemli hususlardan biri de diyet kelimesine dikkat etmektir. Bu dönemde düşük kalorili bir program ASLA önerilmez. Ayda en fazla 2 kg kayıp en ideal olanıdır. Bunun sebeplerini de şöyle sıralayabiliriz: süt için gerekli olan enerji iki kaynaktan sağlanır, gebelik süresince vücut yağı olarak depolanan enerji ve besin gruplarından gelen ekstra enerji. Vücudunuz anne sütünü üretirken, kendi depolarından günlük yaklaşık 100-150 kalori harcar. İşte bu durum birçok yeni anne için gebelik süresince kazanılan ağırlığın kaybedilmesinde büyük bir etkendir. Bu dönemde beslenmeye yaklaşık 450 kalorilik ek yapılmalıdır. 300 kalorisi annenin yediklerinden 150 kalorisi gebelikte kazanılan depolardan karşılanır.
Emziklilik döneminde birkaç besin öğesine olan gereksiniminiz daha bir ayrıcalık kazanır. Bunlar: Proteinler, Kalsiyum, Magnezyum ve Çinko, B12 ve D vitamini, Folat, B6 vitamini ve Demir’dir. Şimdi sizler ile tüm bu vitamin mineralleri içeriğinde barındıran “Sihirli Süt Menüsü” hazırlayacağız:
 
Güne Başlarken:
                               3 yemek kaşığı lor peyniri/1 dilim az yağlı peynir (40gr)
                               1 adet yumurta
                               1 çay kaşığı çörek otu (peynirinizle karıştırabilirsiniz)
                               5 adet zeytin/2 adet ceviz
                               2 dilim tam buğday/çavdar ekmeği
                               1 fincan rezene/ karanfilli bitki çayı
1 çorba kaşığı keçiboynuzu pekmezi
Ara:
                               1 bardak az yağlı süt(200ml)
                               3 adet kuru kayısı/5 adet küçük hurma
                               10 adet fındık
 
ÖĞLEN:
                               200 gr tavuk ızgara/1 porsiyon balık ızgara(220gr)/120 gr kuzu eti
                               Karışık mevsim salata (bol dereotu, marul, roka ve domates)
                               Salata için 1 tatlı kaşığı zeytinyağı
                               6 yemek kaşığı bulgur pilavı
                               200 ml Ayran
                               Veya
                               6 yemek kaşığı etli nohut yemeği
                               6 yk kuskus
                               1 kase cacık
                               Karışık salata
                                
 
Ara:                        1 kutu probiyotik yoğurt
                               1 avuç(50gr) yabanmersini/1 orta boy elma
                               2 adet ceviz
                              
 
Ara:                        1 su bardağı komposto
                               1 dilim peynir
                               2 adet grisini
                              
 Akşam:                1 kase tarhana çorbası
                               6 yemek kaşığı sebze yemeği(ıspanak/pırasa/yeşil fasulye/kabak)
                               2 dilim tam buğday ekmeği
                               3 yk yoğurt
 
Gece:                    200 ml az yağlı süt
                               1 adet Trabzon hurması/1/2 adet ayva/15 adet siyah üzüm
 
Günde 3lt sıvı tüketilmelidir. Sigara alkol gibi zararlı maddelerden uzak durulmalıdır. Karnıbahar, sarımsak, soğan, lahana gibi besinler süte keskin aromalarını geçirebileceklerinden fazla miktarda tüketilmemelidirler.

Mevsimlerden Sonbahardayız

Son zamanların en soğuk kışı kapıda diyorlar. Yaz içinde son yılların en sıcak geçecek yazı diyorlardı ama gördüğünüz gibi insan her ortama iklime adaptasyonunu bir şekilde sağlayabiliyor. Bu kimimiz için metabolizma dengesizlikleri, fizyolojik rahatsızlıklar ve bağışıklık sisteminin yeterli çalışamaması gibi sonuçlar da doğurabiliyor. Ancak biz her şeye karşı hazırlıklı hale getirmeliyiz vücudumuzu, unutmayalım ki o bizim dış dünyadaki çeperimiz. En kalender dostumuz başlarken de biterken de her daim yanımızda olan tek şey, sizce de öyle değil mi? O zaman ona hak ettiği ilgiyi sevgiyi bakımı sağlamamız gerekir. Yaşarken farkında olmadığımız yolun sonuna varırken anladığımız şeylerden biriside sağlığımızın ne kadar değerli olduğu gerçeği. Sağlığa yapılan yatırım geleceğe kalacak olan bir miras olarak düşünülmelidir. Şu andan geriye dönüş asla olamaz. İşte bunun bilincinde ve farkındalığında yaşamak sizi daha sağlıklı ve daha mutlu kılacaktır.

Şimdi sizlere beklide şimdiye kadar ilk kez duyduğunuz ya da çokta önemsemediğiniz bazı önemli bilgiler vereceğim. Uzakdoğu felsefesinde 5 ana element vardır bunlar Su, Ateş, Ağaç, Toprak ve Metaldir. Bu elementlerin her biri vücudumuzda belli başlı organları ve mevsimleri temsil eder. Bizi şuanda metal elementinin temsil ettiği sonbahar ilgilendirmektedir. Bu mevsim aynı zamanda kederi ve hüznü de çağrıştırır ve metal soğukluğunda ve sertliğindedir. Metal; solunum sistemi, burun, deri ve saçlar ile alakalı her konudan sorumludur. Bunların sağlıklı bir sistem içinde çalışması ise Kalın bağırsak ve akciğer sağlığına bağlıdır. Daha anlaşılır hale getirecek olursak, eylülden aralığa olan dönemde genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları, grip, nezle gibi soğuk algınlıkları daha sık görülür. Bunu önlemek için bu dönemde kalın bağırsak sağlığına özellikle önem vermeliyiz çünkü vücudumuzu multi fonksiyonel bir sistem olarak düşünün bir halka eksilirse ya da deformasyona uğrarsa çekiş gücü azalır ve hastalıklar meydana gelir. Kalın bağırsağı temizlemek için bu mevsimden daha iyi bir dönem olamaz. Bunun için bol lifli, posalı gıdalar örneğin; yulaf gevrekleri, kurubaklagiller, tam buğday ekmekleri, sebzeler ve kabuklu meyveler, kesinlikle tüketilmelidir. Bunun yanı sıra yararlı bakterilerin çalışma hızlarını arttırmak için ise yoğurt ve kefir tüketmek oldukça önemli. Bu dönemde kalın bağırsağı yoracak katkı maddeli ve sindirimi zor olan besinler tüketilmemeli. Kırmızı et haftada 2 kez tüketilmelidir. Her gün kebap döner köfte tarzı beslenenlere gelsin bu kısım. Yapılan araştırmalar sıklıkla kırmızı et tüketen kişilerde kalın bağırsak kanserinin yaygın olduğunu saptamışlardır. Ayrıca şarküteri ürünleri içerisinde bulunan nitrat ve benzeri katkı maddeleri de bağırsak sağlığını oldukça olumsuz şekilde etkilemektedir.

Yukarıda yazdıklarımı değerlendirirken iyi bir gözlemci olmak yeterlidir. Etrafınızda deri hastalığı veya astımı olan bazı kişilerde göreceksiniz ki bununla ilişkili kabızlık hemoroid gibi kalın bağırsak ile ilişkili bir takım problemler görülebilmektedir.

Dört elementten metal elementinin zamanı olan, bizi hüzünlendiren, kederlendiren bu mevsim aslında vücudumuz ve bağırsaklarımızın temizliği için bulunmaz bir fırsat. Dönemde günlük 25-30gr kadar posa tüketemediğinizi düşünüyorsanız. Beslenme uzmanınız veya doktorunuzun tavsiyesiyle besin destek ürünlerini tercih edebilirsiniz. Hepinizin mutluluk yağmurlarında şemsiyesiz kalması dileğiyle.

ÇOCUKLARIMIZIN BESLENMESİNE DİKKAT

BESLENME BİÇMİ ZEKAYI ETKİLİYOR

BAŞARILI VE SAĞLIKLI BİR EĞİTİM YILI İÇİN BESLENMEYE DİKKAT

Sağlıklı beslenme serüveni, anne karnında başlayan ve ömür boyu bizimle olan bir yaşam biçmidir. Konu çocuklarımızın beslenmesine geldiğinde amaç sadece karın doyurmak değil, onların zeka ve bilişsel gelişimi için gerekli olan besin öğelerinin alımını sağlamaktır. Anne ve babaların bu konuda bilinçli olması çocukların ileriki dönemdeki okul başarısını ve bedensel sağlığını sürdürmeyi sağlamaktadır. Bir çok aile, çocuklarının sınav dönemlerinde ciddi bir özen ve titizlikle onların beslenmelerini düzenlerken, bu dönem bittikten sonra normal düzensiz beslenme şekline geri dönmektedirler. Bunun sonucunda düzensiz yeme davranışları hayatlarının ileriki dönemlerinde  obezite, kalp hastalıkları, hipertansiyon ve yeme bozukluklarıyla karşılarına çıkmaktadır.

DEMİR EKSİKLİĞİ OLANIN OKUL BAŞARISI DÜŞÜYOR

Bilişsel gelişim açısından çocuklar için gerekli vitamin, mineral ve esansiyel yağlar bulunmaktadır. Bunlar; iyot, demir, çinko, B grubu vitaminler ve omega-3 çoklu doymamış yağ asitleridir.

Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalara göre, anemisi olan çocukların gelişim düzeyleri, bilişsel performansları ve okul başarısı daha düşüktür. Beslenmeyle demir minerali farklı kaynaklardan alınmaktadır. Hayvansal ve bitkisel kaynaklı besinler olmak üzere ikiye ayrılır. Hayvansal kaynaklı demir mineralinin vücutta kullanılabilirliği yüksektir. Yağsız kırmızı et, tavuk ve hindi eti ile yumurta iyi birer kaynaktır. İkinci kaynak ise biyoyararlılığı daha az olan bitkisel kaynaklı demirdir. Pekmez, kuru meyveler, koyu yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, fındık, fıstık ve susam başlıcalarını oluşturmaktadır.

ÇİNKO EKSİKLİĞİNDE BİLİŞSEL GELİŞİM ZAYIFLIYOR

Çinko eksikliği, büyüme ve gelişmeyi  yavaşlatma, bağışıklık sistemini zayıflatma etkisine sahiptir. Ayrıca bilişsel gelişim, dikkat, aktiviteler ve nöropsikolojik davranış motor gelişimini etkilemektedir. İleri düzeydeki çinko eksikliği kesin mekanizması tam olarak bilinmese de, davranış bozukluğuna bile neden olabilmektedir. Demir eksikliği bulunan çocuklarda, genellikle çinko da eksik olabilmektedir. Kabuklu deniz ürünleri, kırmızı et, hindi ve tavuk eti, yoğurt, peynir, badem içi, ceviz, bulgur ve yer fıstığı gibi besinler çinkonun kaynaklarındandır.

ÖĞRENME VE DİKKAT İÇİN VÜCUDUMUZUN STARI:  B GRUBU VİTAMİNLERİ

Son yıllarda bir çok araştırmaya ışık tutan B grubu vitaminlerinin bilişsel performansla ilgili olduğu belirtilmektedir.  Yaşamın erken döneminde et ve süt ürünleri içermeyen beslenme, ergenlik döneminde de devam eden B12 vitamin eksikliği, bilişsel performansta azalmaya zemin hazırlamaktadır. B12 düzeyi düşük çocuklarda akıcı zeka, kısa süreli bellek performansı normale göre daha düşüktür. Bu grupta yer alan besinler;  ceviz, kuru fasulye, mercimek, tam buğday ekmeği, ıspanak, karnahabar ve lahanadadır.  B12 vitamini sadece hayvansal kaynaklı besinlerde bulunmaktadır. Kırmızı et, tavuk ve hindi eti, balık, yumurta, süt B12 zengini besinlerdendir. B6 vitamini kırmızı et, kuru baklagiller, kuru meyve, patates, havuç ve yeşil yapraklı sebzelerde bol miktarda bulunmaktadır.

 

BEYİN VE BİLİŞSEL GELİŞİM İÇİN OMEGA-3 TÜKETİMİ ÖNEMLİ

Omega-3’ün bilişsel gelişim üzerindeki etkisi, daha çok yeni doğan bebeklerde incelenmektedir. Anne karnında 4. Ayda başlayan beyin gelişiminde annenin omega-3’ten zengin beslenmesi bebeğin ileriki dönemde öğrenme ve bilişsel gelişimini direk olarak etkilemektedir.  Araştırmalar, omega-3 eksikliği halinde, bebeklerde keskin görme fonksiyonunun, görsel objeleri tanımanın, bellek ve performans düzeylerinin düştüğünü göstermektedir. Omega-3 desteği dikkat ve problem çözme yeteneğini büyük ölçüde etkilemektedir. Kanola ve soya yağı, ceviz, semizotu derin suda yaşayan balıklardan somon, sardalya, ringa, uskumru ve ton balığında omega 3 bulunmaktadır.

 

OKUL ÇAĞINDAKİ ÇOCUKLARA SAĞLIKLI BESLENME ÖNERİLERİ

  • Çok düşük kalorili ya da yüksek proteinli beslenme şeklinden kaçınmalı
  • Fiziksel olarak aktif olarak haftada 4 gün düzenli spor yapmalı
  • Öğlenden sonra 3-5 aralığında sağlıklı atıştırmalıklarla ara öğün yapmalı
  • İlaçla zayıflama yöntemleri kesinlikle uygulanmamalı
  • Protein tozları gelişim çağındaki çocuklarda kas yapma amaçlı asla kullanılmamalı
  • Düzenli yıllık check up’tan geçilerek kan tetkikleri yapılmalı
  • Diyet lifi yüksek, tam taneli tahıllar, kuru baklagiller, sebze ve meyve tüketimi artırılmalı
  • Doğru ve sağlıklı beslenme eğitimi, düzenli olarak hem okulda hem de aile tarafından verilmeli. Devamlılığı sağlanmalı ve uygulamaları denetlenmeli.
  • Sağlıklı besin farkındalığı arttırarak sağlıklı yaşam hayat tarzı haline getirilmeli
  • Çocukluk çağı obezitesnden korunmak için fast food yiyecek tüketimi azaltılmalı
  • Beslenmede şeker ve doymuş yağ oranı düşürülmeli
  • Aileler çocukların dış görünüşüyle ilgili  yıkıcı yorumlar yapmamalı
  • Sağlıklı beslenme davranışlarının tüm aile tarafından benimsenmesi sağlanmalı
  • Okul menüleri sağlığa uygun biçimde az yağlı az tuzlu olacak biçimde dizayn edilmeli